Ukrayna Yıkıldı, Ateş Karadeniz’e Taşınıyor, “Proje Zelenski”nin Yeni Görevi mi?
Ukrayna–Rusya savaşı ile İran–İsrail çatışması aynı stratejik ağda birleşirken; Hazar, Güney Kafkasya, Karadeniz ve Türkiye’nin enerji koridorları yeni bir hibrit tehdit kuşağına dönüşmektedir.
Ukrayna’da yaşanan savaş, artık yalnızca Rusya ile Ukrayna arasındaki bir sınır, egemenlik veya toprak savaşı değildir.
Bu savaş; Batılı güçlerin Rusya’yı askerî, ekonomik, siyasi ve demografik açıdan yıpratma stratejisinin, Ukrayna toprakları ve Ukrayna halkı üzerinden yürütülen kanlı bir vekâlet mücadelesine dönüşmüştür.
Bugün gelinen noktada ise daha büyük ve daha tehlikeli bir ihtimalle karşı karşıyayız:
Ukrayna–Rusya savaşı ile İran–İsrail çatışması birbirine bağlanmakta; Orta Doğu’daki savaşın ateşi Hazar Denizi, Güney Kafkasya ve Karadeniz üzerinden Türkiye’nin yakın çevresine taşınmaktadır.
Bu nedenle Zelenski’nin açıklamalarına, Ukrayna’nın saldırılarına ve Batı’nın Kiev’e sağladığı askerî desteğe yalnızca görünen yönüyle bakmak yeterli değildir.
Sahnenin önünde Zelenski bulunmaktadır.
Fakat asıl görülmesi gereken, sahnenin arkasındaki siyasi, askerî ve ekonomik düzendir.
Çünkü bazen bir liderin söylediklerinden daha önemli olan, ona hangi rolün verildiği ve yürüttüğü siyasetin kimlerin stratejik hedeflerine hizmet ettiğidir.
“PROJE ZELENSKİ” NE ANLAMA GELİYOR?
Volodimir Zelenski, 2019 yılında yapılan Ukrayna Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkın çoğunluğunun oyunu alarak iktidara gelmiştir.
Dolayısıyla “Zelenski seçimle gelmedi” veya “Batı tarafından doğrudan göreve atandı” şeklinde bir iddia gerçeği tam olarak yansıtmaz.
Ancak bir siyasetçinin seçimle iktidara gelmiş olması, iktidara geldikten sonra küresel güç merkezlerinin politikalarıyla bütünleşmeyeceği anlamına da gelmez.
Burada kullandığımız “Proje Zelenski” ifadesi, seçim sandığını inkâr eden basit bir komplo iddiası değildir.
“Proje Zelenski”; ülkesinin millî karar alanını yabancı başkentlerin stratejik tercihlerine açan, dış desteğe bağımlı hâle gelen ve zamanla uluslararası savaş düzeninin siyasi vitrini durumuna düşen lider modelidir.
Zelenski, televizyon ekranlarında canlandırdığı sıradan halk adamı kimliğiyle Ukrayna kamuoyunun karşısına çıktı.
Yolsuzlukla mücadele vadetti.
Huzur ve refah vadetti.
Rusça konuşan Ukrayna vatandaşlarıyla ülkenin diğer kesimleri arasındaki gerilimi azaltacağını söyledi.
Fakat iktidarının sonunda Ukrayna, Rusya ile Batı arasındaki tarihî hesaplaşmanın ana cephesine dönüştü.
Zelenski, Batı’yı Ukrayna’nın yanında savaşa sokacağını düşündü. Gerçekte ise Batı, Ukrayna’yı kendi adına savaşa soktu.
Görülmesi gereken temel gerçek budur.
BATI SİLAH VERDİ, UKRAYNA CAN VERDİ!
Batılı devletler Ukrayna’ya büyük miktarda silah, mühimmat, kredi ve istihbarat desteği sağladı.
Tanklar, hava savunma sistemleri, uzun menzilli füzeler, insansız hava araçları ve elektronik harp imkânları gönderildi.
Fakat gönderilen bu silahların hiçbirinin gerçek bedelini Londra, Washington, Paris veya Brüksel ödemedi.
Bedeli Ukrayna halkı ödedi.
Batılı ülkeler silah verdi. Ukrayna ise şehirlerini, gençlerini, üretim kapasitesini ve geleceğini verdi.
Savaşın başlamasından sonra Ukrayna’nın şehirleri yıkıldı.
Enerji altyapısı tahrip edildi.
Tarım arazileri mayınlandı.
Milyonlarca insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Milyonlarca insan kendi ülkesi içinde yerinden edildi.
Bir nesil cephelerde, sığınaklarda ve göç yollarında tüketildi.
Ukrayna ekonomisi dış yardımlara ve yabancı kredilere bağımlı hâle geldi.
Ülkenin yeniden inşa maliyeti yüz milyarlarca dolara ulaştı.
Bu tablo karşısında sorulması gereken soru açıktır:
Batı’nın Ukrayna’ya verdiği destek, gerçekten Ukrayna’yı kurtarmak için mi sağlandı; yoksa Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savaşmaya devam edebilmesi için mi?
Çünkü bir ülkeye sürekli silah verilirken, o ülkenin barışa ulaşabileceği diplomatik yollar kapanıyorsa burada yardım kadar savaşın devam ettirilmesi iradesinden de söz etmek gerekir.
Batı’nın desteği Ukrayna’yı kurtarmaya yetmedi.
Fakat savaşın uzamasına yetti.
Batı başkentlerinde Zelenski ayakta alkışlandı.
Parlamentolarda konuşmalar yaptı.
Dergi kapaklarına çıkarıldı.
“Özgür dünyanın kahramanı” ilan edildi.
Ancak alkışlayanların çocukları cepheye gönderilmedi.
Silah şirketlerinin yöneticileri Kiev’in bombalanan mahallelerinde yaşamadı.
Bankalar, Ukrayna mezarlıklarında evlatlarını aramadı.
Savaşın propagandası Batı’da yapıldı. Kanı Ukrayna’da aktı.
BİR ÜLKE NASIL VEKÂLET CEPHESİNE DÖNÜŞTÜRÜLÜR?
Vekâlet savaşının mantığı basittir:
Büyük güçler doğrudan karşı karşıya gelmenin ağır maliyetinden kaçınır.
Bunun yerine, başka ülkeleri silahlandırır, finanse eder ve kendi stratejik rakibine karşı cepheye sürer.
Vekil ülkeye kahramanlık hikâyeleri anlatılır.
Direniş sloganları verilir.
Uluslararası destek sözü verilir.
Fakat savaş uzadıkça vekil ülkenin nüfusu azalır, ekonomisi çöker ve devlet kapasitesi yabancı yardımlara bağımlı hâle gelir.
Ukrayna’da yaşanan süreç de giderek bu modele benzemektedir.
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askerî harekâtı elbette hafife alınamaz.
Ukrayna halkının ülkesini savunma hakkı da tartışılamaz.
Ancak bir devletin meşru savunma hakkı ile o devletin başka güçlerin sınırsız vekâlet cephesine dönüştürülmesi aynı şey değildir.
Devlet adamlığı yalnızca savaşmak değildir.
• Savaşın hangi şartlarda başladığını doğru okumak,
• Millî güç ile siyasi hedef arasında denge kurmak,
• Diplomasi imkânlarını tüketmemek,
• Ülkenin insan kaynağını korumak,
• Halkın geleceğini yabancı ülkelerin hesaplarından üstün tutmaktır.
Bir devlet başkanının başarısı, kaç yabancı parlamentoda alkışlandığıyla ölçülmez.
Geride bıraktığı ülkeye bakılarak ölçülür.
Eğer geride yıkılmış şehirler, parçalanmış bir toplum, göç etmiş milyonlar, ağır borçlar ve tükenmiş bir nesil bulunuyorsa ortada sorgulanması gereken büyük bir siyasi bilanço vardır.
UKRAYNA ARTIK YALNIZCA SİLAH ALAN BİR ÜLKE DEĞİL
Savaşın ilk dönemlerinde Ukrayna, Batı’dan silah ve askerî teknoloji talep eden bir ülkeydi.
Bugün ise yıllardır devam eden çatışmalardan edindiği dron, karşı-dron, elektronik harp, siber operasyon ve hedef tespit tecrübesini başka ülkelere aktaran bir savaş laboratuvarına dönüşmüştür.
Ukrayna’nın özellikle insansız hava araçları alanında kazandığı saha tecrübesi Batılı ülkelerin dikkatini çekmektedir.
Ukrayna şirketleri ve güvenlik kurumları, Avrupa ve ABD ile ortak üretim ve teknoloji paylaşımı anlaşmaları yapmaktadır.
Bu gelişmeler ilk bakışta Ukrayna’nın savunma sanayisindeki başarısı olarak görülebilir.
Fakat meselenin bir başka boyutu daha vardır:
Ukrayna’nın Rusya’ya karşı geliştirdiği savaş tecrübesi, giderek İran’a karşı yürütülen ABD ve İsrail merkezli güvenlik politikalarının da parçası hâline gelmektedir.
Kiev yönetimi, İran’ın Rusya’ya insansız hava aracı ve askerî teknoloji sağladığını ileri sürmektedir.
Bu nedenle İran bağlantılı üretim, lojistik ve sevkiyat ağlarını Rusya’nın savaş kapasitesinin bir parçası olarak değerlendirmektedir.
Böylece Ukrayna–Rusya savaşı ile İran–İsrail çatışması aynı teknoloji, istihbarat ve hedefleme ağı içinde birbirine yaklaşmaktadır.
İşte tehlikeli kırılma noktası burada başlamaktadır.
HAZAR DENİZİ’NDEKİ SALDIRILAR NEYİN HABERCİSİ?
İran bağlantılı gemi ve lojistik hatların Hazar Denizi’nde hedef alınması, çatışmanın yalnızca Ukrayna ve Karadeniz coğrafyasıyla sınırlı kalmadığını göstermektedir.
Hazar Denizi sıradan........
