menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Terörsüz Türkiye: Silahlar Susunca Kimlerin Sesi Yükseldi?

7 0
yesterday

Kırk yıldır “terör bitsin” diyenlerden bazıları, terör gerçekten bitecek diye neden bu kadar huzursuz?

Türkiye belki de son kırk yılının en önemli kavşaklarından birinde.

• Dağlarda silahlar susacak.

• Terör örgütünün yapısı tasfiye edilecek.

• Silah ve mühimmatın teslim edildiği devlet tarafından tespit edilecek.

• Örgütsel varlığın sona erdiği güvenlik mekanizmalarınca teyit edilecek.

• Ve Türkiye’nin kırk yılı aşkın süredir kanayan yaralarından biri kapanacak.

Normal şartlarda böyle bir ihtimal karşısında bu ülkenin her ferdinin söylemesi gereken tek bir cümle yok mudur?

“İNŞALLAH GERÇEKTEN BİTER.”

Fakat garip bir şey oluyor.

Silahlar daha tamamen susmadan sesler yükselmeye başladı. Örgüt tasfiye edilmeden bazı çevrelerde büyük bir huzursuzluk baş gösterdi.

Kırk yıldır “terör bitsin”, “analar ağlamasın”, “şehit gelmesin”, “bu mesele artık çözülsün” diyenlerden bazılarının, mesele gerçekten çözülme ihtimaline yaklaşınca dili değişti.

İşte insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

TERÖRÜN BİTMESİNDEN KİM, NEDEN RAHATSIZ OLUR?

Kırk Yıldır Ödediğimiz Bedel

Türkiye birkaç yıl terörle mücadele etmedi. Kırk yılı aşkın bir süre mücadele etti.

Binlerce vatan evladını toprağa verdik. Ocaklara ateş düştü. Anneler evlatlarını kaybetti. Çocuklar babasız kaldı.

Türkiye’nin milyarlarca dolarlık kaynağı güvenlik harcamalarına aktı. Dağlara yollar, karakollar, üs bölgeleri yapıldı. Türk ile Kürt arasına nifak sokulmaya çalışıldı. Türkiye’nin askerî, ekonomik ve diplomatik enerjisinin önemli bir bölümü yıllarca terör meselesiyle meşgul edildi.

Bugün devlet, yıllar içinde oluşturduğu askerî ve istihbarî üstünlüğü örgütün kalıcı tasfiyesiyle sonuçlandırabilecek bir safhaya taşımaya çalışıyor.

Elbette sorular sorulmalıdır. Elbette kanun maddeleri tartışılmalıdır. Elbette şehit ailelerinin hassasiyetleri her şeyin üzerinde tutulmalıdır. Elbette devlet, örgütün gerçekten tasfiye edildiğinden emin olmalıdır.

Bunlar itiraz değildir. Bunlar devlet aklının gereğidir.

Fakat bazı tepkilerde başka bir şey hissediliyor. “Daha güvenli nasıl yapılır?” sorusundan çok, “Neden yapıyorsunuz?” öfkesini andıran bir refleks…

İşte orada insan duruyor. Ve düşünüyor.

Terörle Mücadele mi, Terörün Devamına Alışmış Bir Düzen mi?

Terör yalnızca dağdaki silahlı adamlardan ibaret değildir. Uzun yıllar devam eden her çatışmanın çevresinde zamanla bir ekosistem oluşur.

Televizyon programları, uzmanlık alanları, siyaset dili, araştırma merkezleri, sivil toplum ağları, korku üzerinden üretilen söylemler, uluslararası fon mekanizmaları ve jeopolitik hesaplar…

Terör kırk yıl sürerse, bir süre sonra onun etrafında terörün varlığına alışmış bir düzen de oluşabilir.

Terör bittiği gün yalnız teröristin silahı elinden alınmaz. Bazılarının ekran konusu gider, siyasi argümanı gider, korku siyaseti gider, yıllardır üzerinde yükseldiği söylem çöker.

Acaba bazıları için mesele yalnızca terörün bitmesi değil, yıllardır ellerinde tuttukları oyuncağın alınması mı?

Sonra Bir Şeyi Fark Ettim…

Bu tartışmaları izlerken yakın zamanda yaşadığımız başka bir mesele aklıma geldi: Mekke Anlaşması.

Türkiye’nin bölgesel güvenlik ve dayanışma mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik yeni arayışlar gündeme geldiğinde de benzer........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü