Jeffrey Epstein Dosyası: Noam Chomsky’den Michel Foucault’ya Entelektüel Ahlâkın Çöküşü
ABD Adalet Bakanlığı, Jeffrey Epstein dosyasına ilişkin yaklaşık altı milyon belgeden üç buçuk milyonu yayımlandıktan sonra yeni belge açıklamayı durdurma kararı aldı. Bakanlık bu dosyada yer alan büyük siyasetçileri, akademisyenleri, sanat ve kültür dünyasının saygın isimlerini ifşa ederek toplumda büyük bir şok etkisi yarattı. Bu ifşa edilenler arasında öyle bir isim vardı ki o, büyük kurumların hegemonyasına ve otoriterliğe karşı çıkışıyla, mağdurların ve yoksunların savunucusu olarak bilinen Noam Chomsky idi.
Chomsky, bir fotoğrafta sakin ve gayrı resmî bir ortamda Jeffrey Epstein ile oturuyor. Görüntü biçimsel olarak skandal niteliği taşımıyor, doğrudan bir suç delili de içermiyor; ancak sembolik düzeyde şok edici. Çünkü onlarca yıl boyunca iktidara yönelik köklü eleştirilerin sesi olmuş; paranın, iktidarın ve medyanın ilişkilerini çözümlemeye ömrünü adamış bir düşünür, ahlaki yozlaşmanın sembolü haline gelmiş bir figürle “entelektüel tartışma” adı altında buluşuyor, adı karanlık nüfuz ağları ve ahlaki yozlaşmayla özdeşleşmiş bir hükümlü ile aynı karede yer alıyor. Bu nedenle Epstein ile dostluğu, başlı başına derin bir etik çelişki olarak değerlendirilmektedir.
Chomsky’nin Politik ve Akademik Konumu
Chomsky bir yandan Yahudi kimliğine sahip bir düşünür, diğer yandan İsrail ve ABD politikalarının sert bir eleştirmenidir. Yüzden fazla kitabı vardır ve bunların çoğu Türkçeye çevrilmiştir. İsrail’in politikalarına karşıdır; ancak Siyonizmin bütününü reddetmez. İsrail lobisinin etkisini kabul etmekle birlikte bunun, Amerikan politikalarını tek başına belirlediği iddiasını reddeder. Ona göre İsrail, ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik çıkarlarını koruyan işlevsel bir araçtır. Bu yüzden İsrail yalnızca dinsel bir Yahudi devleti değil, Amerika açısından bölgesel istikrarı sağlayan bir güvenlik aparatıdır.
Chomsky, İsrail’i sürekli olarak apartheid uygulamalarla suçlar, Güney Afrika örneğine benzetir ve küresel düzeni mafyatik bir yapı olarak görür; Amerika’yı da bu yapının başı sayar. Bu söylem birçok Müslüman entelektüel tarafından olumlu karşılanır. Yine o, Nazi soykırımının Filistinlilere yönelik baskıyı meşrulaştırmak için kullanılmasına karşı çıkar ve “antisemitizm” suçlamasının Siyonizm eleştirisini susturmak için araçsallaştırılmasına itiraz eder. Ancak Chomsky’nin kendisini tamamen Siyonizm karşıtı olarak tanımlamadığı, Yahudi kimliği taşıyan tek kültürlü bir devlet yerine iki halkın birlikte yaşayacağı çokkültürlü ya da iki uluslu bir yapı savunduğu da unutulmamalıdır.
Siyasi yönü bir kenara bırakıldığında Chomsky, modern dilbilimin kurucu isimlerinden biri olarak kabul edilir ve MIT’de uzun yıllar profesörlük yapmıştır. Bu akademik otoritesi ile siyasi aktivizmi birleşince, kültürel çevrelerde onun ahlaki mücadele ile entelektüel üretimi birleştiren bir figür olduğu yönünde güçlü bir imaj oluşmuştur. İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasını, İsrail’in kuruluşunu ve küresel dönüşümleri yaşamış bir düşünür olarak çok sayıda etkili eser vermiştir. Bunlardan biri de 2016’da yayımlanan “Dünyayı Kim Yönetiyor”? kitabıdır. Bu kitapta küresel düzenin resmî demokratik kurumlarla değil, askerî güç, ekonomik elitler ve çıkar ağlarıyla şekillendiğini savunur; sistemin tamamen kapalı olmadığını, halk hareketlerinin değişim yaratabildiğini fakat yapının temelde elit merkezli olduğunu belirtir. ABD’nin askerî gücü, doların rolü ve uluslararası kurumlar üzerindeki etkisiyle küresel sistemde belirleyici olduğunu, ancak gerçekte karar süreçlerini büyük şirketler ve lobilerin yönlendirdiğini ileri sürer. Bu nedenle demokrasi ona göre çoğu zaman biçimsel bir yapıdan ibarettir.
Epstein ile Yazışmalar ve Belgelerin Ortaya Çıkışı
Bu sert elit eleştirileri nedeniyle Chomsky’nin bu güç yapılarına karşı mesafeli olması beklenirdi. Oysa ortaya çıkan yazışmalar, ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan Epstein belgeleri, Amerikalı dilbilimci ve siyaset düşünürü Noam Chomsky ile Jeffrey Epstein arasında e-posta yazışmaları ve çeşitli temaslar bulunduğunu ortaya koymuştur. Belgeler, ilişkinin daha önce sanılandan daha yakın ve uzun süreli olduğunu göstermektedir. Yazışmalardan birinde Epstein’in medya baskısıyla nasıl başa çıkacağına dair tavsiye istediği, Chomsky’nin ise kamuya açık, açıklamalardan kaçınmasını ve medya tartışmalarına girmemesini önerdiği görülmektedir. Chomsky aynı mesajlarda, Epstein’in kamuoyu önünde maruz kaldığı muameleye yönelik eleştirel ifadeler kullanmıştır. Belgeler bu yazışmanın Şubat 2019 tarihli olduğunu göstermektedir.
Daha önce yayımlanan kayıtlar, Chomsky ile Epstein arasındaki temasın Epstein’in 2008’de reşit olmayanları fuhuşa sürüklemekten hüküm giymesinden sonra da sürdüğünü ortaya koymuştur. Fotoğraf ve seyahat kayıtları, tarafların çeşitli ortamlarda bir araya geldiğini göstermektedir. Chomsky daha sonra verdiği bir röportajda, Epstein’in cezasını çekmiş olmasının toplumla yeniden bütünleşme anlamına geldiğini, düşündüğünü ifade ederek temaslarını savunmuştur.[1]
Etik Tartışmanın Genişlemesi
Ortaya çıkan belgeler yalnızca kişisel ilişkiyi değil, daha geniş bir entelektüel ve kurumsal ağ tartışmasını da gündeme taşımıştır. Yazışmalar, iki isim arasında düzenli entelektüel temas bulunduğunu, hatta Chomsky’nin bazı metinlerinde bu ilişkiyi uzun süreli düşünsel alışveriş olarak tanımladığını göstermektedir. Belgelerde Epstein’in Chomsky’ye bazı mülklerini kullanma teklifinde bulunduğu da yer almaktadır.
Bu bulgular, mağdurların savunucusu ve küresel güç ilişkilerinin eleştirmeni olarak tanınan bir düşünürün, ciddi cinsel suçlardan hüküm giymiş bir finansörle yakın ilişki kurmasının yarattığı etik çelişki üzerine yoğun tartışmalara yol açmıştır. Tartışmanın odağında hukuki suç ortaklığı değil, kamusal entelektüellerin sosyal ilişkilerinin taşıdığı sembolik anlam bulunmaktadır.
Chomsky ilk açıklamalarında görüşmelerin özel bir mesele olduğunu ve yalnızca düşünsel tartışmalardan ibaret bulunduğunu belirtmiştir. Daha sonraki değerlendirmelerinde ise bazı temasların ölen eşinin mali varlıklarıyla ilgili teknik danışmanlık süreçlerinden kaynaklandığını ifade etmiştir.
Oysa mesele daha geniş bir yapısal soruna işaret etmektedir. Epstein’in siyaset, finans ve akademi arasındaki bağlantı ağları, elit çevrelerin kapalı yapısının etik sınırların bulanıklaşmasına nasıl zemin hazırlayabildiğini göstermektedir. Bu bağlamda tartışma yalnızca bireysel bir ilişki meselesi değil, eleştirel düşüncenin kurumsallaşması, akademik prestij, finansman ilişkileri ve kamusal entelektüel sorumluluğu arasındaki gerilimlerin bir örneği olarak değerlendirilmektedir.
Bu süreçte Chomsky–Epstein ilişkisi, hukuki suç isnadından ziyade, çağdaş düşünür figürünün kamusal rolü üzerine bir tartışma üretmiştir. Olay, eleştirinin kişilere değil pratiklere ait olduğunu, düşünsel araçların onları geliştiren kişilere karşı da kullanılabileceğini ve kamusal entelektüellerin yalnızca fikirleriyle değil, ilişkilerinin oluşturduğu sembolik anlamlarla da değerlendirildiğini hatırlatmaktadır.
Güven Krizi ve Kamusal Entelektüelin Sorgulanması
Skandalın ayrıntıları kamuya yansıdıkça Batı’daki kültürel çevrelerde ve genç kuşaklarda ciddi bir güven krizine yol açtı; entelektüel elitler, medya ve siyaset arasındaki ilişkiler yeniden tartışılmaya başlandı.
Pulitzer........
