menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2026 Dünya Kupası: FIFA ve Küresel Adalet Krizi

23 0
22.07.2026

2026 Dünya Kupası’nı tartışmalı hâle getiren yalnızca birkaç hakem kararı veya bir takımın beklenmedik biçimde elenmesi değildi. Turnuva boyunca yaşananlar; uluslararası kurumların büyük güçler karşısındaki tutumu, FIFA’nın yolsuzluklarla örülü geçmişi, Batı dışındaki toplumların adalet arayışı, Filistin meselesine uygulanan çifte standart ve futbolun sömürge-sonrası dünyadaki sembolik anlamı gibi çok daha geniş meseleleri yeniden gündeme taşıdı.

Bu nedenle Dünya Kupası’na yalnızca futbol açısından bakmak yetersizdir. Mesele, hangi takımın daha iyi oynadığı veya hangi pozisyonda hangi kararın verilmesi gerektiğinden ibaret değildir. Asıl soru şudur: Dünyanın bütün ülkelerinin eşit koşullarda yarıştığı iddia edilen bir organizasyonda kurallar gerçekten herkese aynı biçimde mi uygulanmaktadır? Yoksa uluslararası sistemin ekonomik, siyasi ve kültürel hiyerarşileri futbol sahasında da yeniden mi üretilmektedir?

2026 turnuvası bu soruların en yoğun biçimde tartışıldığı organizasyonlardan biri oldu. Özellikle Mısır-Arjantin karşılaşmasının ardından oluşan adaletsizlik duygusu, FIFA’ya yönelik kuşkuların tek bir maçla sınırlı olmadığını gösterdi. Arap ve Afrika kamuoyunda ortaya çıkan tepki, yalnızca kaybedilmiş bir müsabakanın öfkesi değildi. Bu tepki; yüzyıllardır kararları başkaları tarafından verilen, kaynakları denetlenen, siyasi iradeleri sınırlanan ve uluslararası kurumlarda eşit muamele görmediğini düşünen toplumların tarihsel hafızasına dayanıyordu.

Yolsuzluk Bir Sapma Değil, Sistem

FIFA, uzun yıllardır şeffaf olmayan ticari anlaşmalar, başkanlık seçimlerinde oy pazarlıkları, bilet skandalları, federasyonlara dağıtılan kaynakların siyasi sadakat üretmek için kullanılması ve yöneticilerin karşılıklı dokunulmazlık ilişkileriyle anılıyor. Bu nedenle bugün tartışmalı bir karar verildiğinde kamuoyu yalnızca hakemin birkaç saniyelik değerlendirmesini görmüyor; kurumun bütün geçmişini aynı anda hatırlıyor. FIFA açısından asıl kriz, belirli bir maçın manipüle edildiğinin kesin olarak kanıtlanması değil, milyonlarca insanın böyle bir manipülasyonun mümkün olduğuna kolaylıkla inanmasıdır. Güçlü ve yaygın adaletsizlik algısı, kurumun meşruiyetini aşındıran başlı başına sosyolojik bir olgudur.

Bu bağlamda David Yallop’un How They Stole the Game ve Andrew Jennings’in Foul! adlı kitapları, FIFA’daki yolsuzlukların birkaç yöneticinin kişisel suistimalinden ibaret olmadığını; para, oy, ticari ayrıcalık ve karşılıklı dokunulmazlık üzerine kurulmuş sistematik bir yapıya dönüştüğünü ortaya koyan en önemli eserlerdir.

1978’den 2026’ya: Tarih Mi, Güvensizlik Mi Tekerrür Ediyor?

David Yallop’un How They Stole the Game adlı eserinde, FIFA’nın siyasi güçlerle kurduğu ilişkiye dair tarihsel sembollerinden biri haline gelen 1978 Dünya Kupası’ndaki Arjantin-Peru karşılaşmasını anlatmaktadır. Şöyle ki: Arjantin, finale çıkabilmek için Peru’yu en az dört farkla yenmek zorundaydı. Karşılaşma 6-0 sona erdi. Arjantin’in ihtiyaç duyduğu sonucu önceden bilmesi, iki ülkenin askerî diktatörlüklerle yönetilmesi, Peru’nun tartışmalı kadro tercihleri ve maçın çevresinde ortaya atılan ekonomik anlaşma iddiaları, karşılaşmayı futbol tarihinin en karanlık ve şüpheli alanlarından birine dönüştürdü.

Yallop, Arjantin askerî yönetimi ile Peru’daki bazı yetkililer arasında para, yaklaşık 35 bin ton tahıl ve birtakım siyasi ve ekonomik kolaylıkları kapsayan bir anlaşma yapıldığını ileri sürmektedir. Buna rağmen 1978 örneğinin önemi yalnızca bir maçın sonucunda değildir. Turnuva, insan hakları ihlalleri, kayıplar, işkence ve devlet terörüyle anılan Arjantin askerî rejimi tarafından uluslararası meşruiyet aracı olarak kullanılmıştır. Dünya Kupası, diktatörlüğün kendisini dünyaya düzenli, güçlü ve halkıyla bütünleşmiş bir devlet olarak sunmasına hizmet etmiştir.

Burada FIFA’nın sorumluluğu, mutlaka maçın sonucunu doğrudan belirlemiş olması değildir. Daha temel problem, uluslararası futbolun otoriter bir rejimin propaganda ihtiyacıyla uyumlu biçimde işletilebildiği bir ortam yaratmasıdır. Siyasi iktidarın turnuvaya yüklediği anlam, ekonomik çıkarlar ve FIFA’nın organizasyonun sorunsuz tamamlanması yönündeki beklentisi aynı noktada birleştiğinde sportif adalet ikinci plana itilebilmektedir. 1978 Arjantin-Peru karşılaşması bu nedenle yalnızca geçmişe ait bir skandal değildir. FIFA’nın, siyasi rejimlerin ihtiyaçlarıyla futbolun ticari ve kurumsal çıkarları arasında sınır çekemediği durumlarda ne kadar kolay biçimde kuşku üretebildiğini göstermektedir.

2026 Mısır-Arjantin maçıyla 1978 karşılaşması arasında doğrudan özdeşlik kurmak doğru olmayabilir. Zira 1978’de askerî rejimler ve devletler arası maddi pazarlık iddiaları öne çıkarken, 2026’da tartışmanın merkezinde VAR[1] müdahaleleri, hakem standardındaki tutarsızlık, Messi ve Arjantin’in küresel ticari değeri, Filistin meselesi ve FIFA’nın geçmişinden kaynaklanan güven krizi vardır.

Tarih birebir tekrarlanmamış olabilir; fakat aynı kurumsal hastalık farklı araçlarla geri dönmüştür. 1978’de kapalı devlet pazarlıkları, 2026’da ise teknoloji, yayın ekonomisi ve marka değeri tartışmanın taşıyıcılarıdır. Her iki olayda da temel sorun, FIFA’nın kamuoyuna kararların nasıl........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü