Ekrem İmamoğlu
Zihinlerin bulandığı dönemlerde, doğruyla yanlışı ayırdetmek güçleştiğinde, gerçekleri arşiv yazar, makarayı az geri sarıp, hafızayı tazelemekte fayda var.
★
2002 yılıydı. Seçime gidiliyordu. AKP’nin katılacağı ilk seçimdi. Bülent Ecevit ağır hastaydı, hastanedeydi, siyasi hayatına nokta koyuyordu. İsmail Cem parti kurdu, Ecevit’in dışişleri bakanıydı, liyakat sahibi saygın kişiliğiyle, CHP tabanının Ecevit’ten sonra en beğendiği isimdi, Ecevit’in boşluğunu doldurmak için laik ve sosyal demokrat kitlelerin umudu olmuştu. Tık... ABD’den paraşütle memlekete indirilerek ekonomin başına oturtulan ve sayın medyamız tarafından kahraman ilan edilen Kemal Derviş “ben de varım” dedi, İsmail Cem’in sağ kolu oldu, partinin kuruluş çalışmalarına katıldı. Sonra gene tık... “Ben artık yokum” dedi, CHP’ye geçti. Bu kopuşla birlikte peş peşe istifalar geldi, İsmail Cem’in Meclis’e girmesine kesin gözüyle bakılan partisi ölü doğdu, başbakan veya hükümet ortağı olması beklenen İsmail Cem bertaraf oldu. AKP tek başına iktidar oldu.
★
Aynı 2002 seçimine gidilirken, Cem Uzan parti kurdu. Merkez sağda yeni simalara öylesine ihtiyaç vardı ki, sadece üç aylık kampanyayla yüzde 7’yi geçti. Siyasette faktör olmuştu, Meclis dışındaki ana muhalefet olmuştu, 2004 yerel seçiminde çok sayıda belediye kazanacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Tık... Sihirli el devreye girdi, görünmez hızar çalıştı, Cem Uzan’ı biçti, malına mülküne el konuldu, tamamen imha edilmek üzere hapse atılacağını anlayınca, yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.
★
Beş yıl geçti, 2007 seçimine gidiliyordu. Sandığa sadece iki ay kala, DYP genel başkanı Mehmet Ağar’la ANAP genel başkanı Erkan Mumcu, birleştiler. Merkez sağda çekim alanı yaratılmıştı, tüm anketlere göre yüzde 10 barajını rahat rahat aşıyorlardı, bu ne demek, Meclis’te dört parti olacaktı, sandalye dağılımı değişecekti, sadece bir ay sonra yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimi dahil, tarih başka türlü akacaktı. Seçime 10 gün kalmıştı. Tık... Görünmez fırtına çıktı, darmadağın oldular, merkez sağ boşluğunu dolduran iki parti de tarihten silindi. AKP tek başına iktidar oldu.
★
İki yıl geçti, 2009 seçimine gidiliyordu. Açılım sürecinin arefesiydi. Tık... BBP genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştü. Hepimiz biliyoruz ki herkesin telefonu dinleniyordu, herkesin o anda nerede olduğu biliniyordu, kokpitteki gazeteci 155 Polis İmdat’ı bile aramıştı, gazetecinin telefonu saatlerce sinyal yayınlamıştı, bölgedeki köylüler dizlerini döve döve yahu yanlış yerde arıyorsunuz helikopter öbür tarafa düştü diyorlardı ama nafile, eksi 10 derecede iş işten geçene kadar bulunamadı. Rahmetli oldu. Şu soru hiç sorulmadı, Muhsin Yazıcıoğlu yaşıyor olsaydı, milliyetçi seçmen açılım kepazeliğine bu kadar kolay ikna edilebilir miydi? Muhsin Yazıcıoğlu yaşıyor olsaydı, İmralı’yla Kandil’le bu kadar kolay masaya oturulabilir miydi?
★
Bir yıl geçti, 2010 referandumuna gidiliyordu. Cumhuriyet’in kaderi oylanacaktı, hemen peşinden genel seçim vardı. Açılım kapsamında Habur rezaleti patlamıştı, üniformalarıyla yürüye yürüye gelen PKK’lılar sınır kapımızda davul zurnayla karşılanmıştı, çadır mahkemesiyle memlekete buyur edilmişlerdi, halaylarla şehir turu atıyorlardı, Türkiye gözlerine inanamıyordu. AKP oyları çakılmıştı, yüzde 30’un altına düşmüştü, CHP yüzde 30’a tırmanmıştı, MHP yüzde 20’ye fırlamıştı, referandumdan hemen sonra yapılacak olan genel seçimde CHP’nin tek başına veya MHP koalisyonuyla iktidara geleceğine kesin gözüyle bakılıyordu.........
© Sözcü
