Habermas’ın Ölümünün Ardından: Müzakereci Demokrasinin Sınırları – Güneş Gümüş
Kıbrıs’ta Emekçiler Eylemde! - Mart 31, 2026
19 Mart Hareketi’nin Yıldönümünde Çıkarılması Gereken Bazı Sonuçlar – V. U. Arslan - Mart 24, 2026
Röportaj: Urfa Mercan İplik’te İşten Atılan İşçilerle Konuştuk! - Mart 23, 2026
Habermas, geçtiğimiz günlerde hayata gözlerini yumduğunda, akıllarda Filistinliler soykırıma uğrarken İsrail’in Hamas karşısındaki saldırı haklarını savunan o talihsiz bildiriyle kalmış oldu. Elbette bir aydının tüm teorik üretimi tek bir imza ile çöpe atılamaz; ancak savunduğu aktörler Orta Doğu’yu ve dünyayı kana bulamaya yeminli Netanyahu ve yönetimi olunca, gelen tepkiler de son derece anlaşılır hale geliyor. Habermas’ın İsrail’e destek veren bu tavrı basit bir “talihsizlik” değil; uzun yıllardır Batı solunu esir alan “demokrasicilik zehrinin” doğrudan bir yansımasıdır. ABD; Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de işgal veya rejim değişikliği harekatları düzenlerken Batı’daki sosyalist hareketin önemli bir kısmını tepkisiz kılan bu burjuva ideolojik etkinin başlıca mimarlarından biri de Habermas’tır. Bugün bile ABD-İsrail emperyalist bloğunun olası bir İran savaşına Batı’dan güçlü bir tepki gelmiyorsa, bu durum, adından başka Marksizmle bağı kalmamış post-Marksistlerin eseridir.
Habermas, Frankfurt Okulu’nun “Eleştirel Teori” geleneğinin son temsilcisi olarak bilinir. Ancak okulun diğer teorisyenlerinden farklı olarak Aydınlanma’yı hedef tahtasına koymak yerine, onu “yarım kalmış bir proje” olarak değerlendirir. Kapitalizmin küresel bir uygarlık haline gelişini ifade eden moderniteden kopma taraftarı değildir. Habermas, Batı toprağının gerçeklerini evrensel bir deneyim kabul ederek bizlere hayatımızın “eksik........
