Atatürk’ün emaneti CHP’de tek yol tabana güvenmektir
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Benim iki büyük eserimden biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri ise Cumhuriyet Halk Partisi’dir” sözlerinde yer alan ikinci emanet, bugün kendi tarihinin belki de en kritik dönemeçlerinden birinden geçiyor.
“Mutlak Butlan” kararıyla yeniden yönetime Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesiyle başlayan süreç, partiyi hem hukuki hem siyasi bir belirsizliğe sürüklerken, asıl sorun hukuk salonlarında değil, partinin ruhunda aranmalı.
CHP, kendini yeniden kuracak cesarete sahip mi? Bu sorunun yanıtı, tepeden inme çözümlerde değil, tabanın iradesine gerçek anlamda güvenmekte yatıyor.
CHP’de yönetime yöneltilen eleştiriler yeni değil. Delegelik sistemi, zamanla kurultay iradesini tabandan koparmış, genel merkezin ağırlığı, il ve ilçe yönetimlerinin belirlenmesinde belirleyici hale gelmiştir.
Milletvekili ve belediye başkanı adaylıklarında ön seçim nadiren tam anlamıyla işletilmiş, genelde Genel Başkan, MYK ve Parti Meclisi belirleyici olmuştur. Uzun süre aynı isimlerin genel başkanlıkta veya kritik pozisyonlarda kalması, partinin gençleşme ve yenilenme sürecini tıkamıştır.
Bu tablo yalnızca CHP’ye özgü değildir, ama CHP’nin kurucu misyonu düşünüldüğünde, bu eksikliğin bedeli çok daha ağırdır.
Çözüm: Tam Üye Demokrasisi
Dünyada ideolojiler, siyasi sistemler yenileniyor, günün koşullarına göre kendilerini güncelliyorlar. CHP’ye ve kopmanın eşiğinde olan atadan beri CHP’li olanlara bir önerim var: CHP’de ilçe, il, Parti Meclisi üyeleri ve Genel Başkan, delegeler eliyle değil, tüm üyelerin doğrudan oyuyla belirlenmelidir.
Avrupalı sol ve sosyal demokrat partilerde uygulanan OMOV (one member, one vote) yani “Bir üye bir oy” ilkesi, sadece kağıt üzerinde bir slogan değil, tüzüğün omurgası olmalıdır.
Aynı ilke, milletvekili adaylıkları ve belediye başkanlıkları için de geçerli olmalı; bu isimlerin belirlenmesi parti yönetiminin inisiyatifine bırakılmamalı, üyelerin gizli oyuyla yapılan ön seçimle belirlenmelidir. Genel Merkezin müdahalesi ancak son derece sınırlı, önceden tanımlanmış ve şeffaf bir kontenjanla mümkün olmalı, bu kontenjan da istisna olmalı, sürekli işletilen bir kural değil.
Buna bir de yaş sınırlaması eklenmelidir. Genel başkanlık, milletvekilliği ve belediye başkanlığı adaylıklarında makul bir üst yaş sınırı (Akademisyenler için uygulanan 67 yaş sınırı veya istisnai olarak birkaç kişi için en fazla 70 yaş kuralı), partiye sürekli yeni kan gelmesinin güvencesi........
