İnsan Kâbe'dir
"Yaratılanı hoş gör Yaradan'dan ötürü."
Bu söz, yalnızca güzel bir öğüt değil; insanlığa bırakılmış en büyük ahlak miraslarından biridir. Çünkü insan, sadece etten ve kemikten oluşan bir varlık değildir. İnsan, yaratılışın en kıymetli emanetidir. Bu yüzden tasavvuf geleneğinde "İnsan Kâbe'dir." denilmiştir. Nasıl ki Kâbe kutsalsa, insanın gönlü de kutsaldır. Bir gönlü incitmek, yalnızca bir insanı üzmek değildir; Yaradan'ın emanetine zarar vermektir.
İnsan, kâinatın merkezinde yaratılmış bir varlıktır. Dışarıda aradığı hakikatin tamamı aslında kendi özünde saklıdır. Kendi hakikatini bilen, sorumluluğunu da bilir. Özünü tanıyan insan; ne kibir taşır ne de başkasını küçümser. Çünkü bilir ki herkes aynı kaynaktan gelmiş, aynı ilahi nefesten pay almıştır.
Yunus Emre'nin, Pir Sultan Abdal'ın, Hacı Bektaş Veli'nin ve nice gönül erinin ortak çağrısı da budur: İnsan önce kendini bilmelidir. Kendini bilen, Rabbini tanımaya yaklaşır. Kendini tanımayan ise ne başkasını anlayabilir ne de gerçek anlamda insan olabilir.
İnsanı değerli kılan; makamı, serveti, bilgisi ya da gücü değildir. Onu değerli kılan, Yaradan'ın bir eseri olmasıdır. İşte bu nedenle hiçbir insan bir diğerinden üstün değildir. Her insan saygıyı hak eder. Her insan nezaketle karşılanmalıdır. Çünkü gönül, Hakk'ın evidir. O evi kırmak ise en büyük zulümlerden biridir.
Bugün yaşadığımız dünyanın en büyük sorunlarından biri de tam burada başlıyor. İnsan, insanı incitiyor. Kırıyor, aşağılıyor, ötekileştiriyor. Savaşlar, zulümler, ayrımcılık ve nefret; yaratılışın özüne aykırıdır. Çünkü varlık âlemi birlik üzerine kurulmuştur. Bir........
