Coğrafi İşaret Zenginiyiz Ama…
Türkiye’nin sahip olduğu zenginliklerden söz edildiğinde aklımıza çoğu zaman madenlerimiz, turizm potansiyelimiz ya da stratejik konumumuz geliyor. Oysa üzerinde yeterince durmadığımız başka bir zenginliğimiz daha bulunuyor: Coğrafi işaretli tarım ve gıda ürünlerimiz.
Ülkemizin hemen her köşesinde kendine özgü bir ürün yetişiyor. Bir ilin üzümü diğerine benzemez, bir ilçenin peyniri başka yerde aynı tadı vermez. İklim, toprak yapısı, üretim kültürü ve nesilden nesle aktarılan bilgi birikimi, her yöreye farklı bir karakter kazandırıyor. İşte coğrafi işaret dediğimiz şey de tam olarak bu özgünlüğü korumayı amaçlıyor.
Bugün, Türkiye’nin yüzlerce coğrafi işaretli ürünü bulunuyor. Gaziantep’in baklavası, Malatya’nın kayısısı, Aydın’ın inciri, Giresun’un fındığı, Kastamonu’nun sarımsağı, Kars’ın kaşarı, Milas’ın zeytinyağı ve daha niceleri bu zenginliğin parçalarıdır.
Ancak burada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Bu kadar zenginliğe rağmen neden üreticimiz hak ettiği geliri elde edemiyor? Asıl mesele de burada başlıyor.
Bizler çoğu zaman coğrafi işaret tescili almayı başarı olarak görüyoruz. Oysa tescil, yolun sonu değil başlangıcı. Bir ürünün adını koruma altına almak önemli, ancak onu markaya dönüştüremediğimiz sürece ekonomik değeri ne yazık ki sınırlı kalıyor.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde belirli bölgeler yalnızca tek bir ürünle tanınır. O ürün o bölgenin kimliği haline gelir. Üretici kazanır, sanayi kazanır, turizm kazanır ve bölge kalkınır. Bizde ise çoğu zaman ürün tescil edilir, birkaç haber yapılır ve konu unutulur.
Oysa coğrafi işaretli ürünler sadece tarım ürünü değildir. Bunlar aynı zamanda birer kalkınma aracıdır. Bu........
