menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

31 Mart Vakası ve Bir Devrin Sonu

9 0
31.03.2026

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür derler; ancak bazı tarihler vardır ki, üzerinden bir asır geçse de bir milletin hafızasında dün gibi taze kalır, 13 Nisan 1909 ya da o günün takvimiyle meşhur “31 Mart Vakası”, unutulmaz ve bir o kadar da karmaşık dönemlerden biridir. Bu önemli hadiseyi sadece askeri bir kalkışma veya bir isyan olarak basite almak, imparatorluğun can çekişen bünyesindeki rejim kavgalarını, modernleşme sancılarını ve o devrin ruhunu anlamamak demektir. 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet’in getirdiği o büyük hürriyet bayramı, ne yazık ki yerini kısa sürede derin bir kutuplaşmaya, sokak infazlarına ve nihayetinde payitahtı sarsan bir kördüğüme bıraktı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin “hürriyet” vaadiyle gelip kısa sürede kendi baskı mekanizmasını kurması, ordudaki “alaylı” ve “mektepli” subaylar arasındaki o meşhur ama trajik uçurum ve muhafazakâr çevrelerin yeni düzene duyduğu derin kuşku, İstanbul’un havasını adeta patlamaya hazır bir bomba haline getirmişti.

Bir bahar sabahı Taksim Kışlası’ndan yükselen silah sesleri, aslında adeta bir devrin kapanmakta olduğunun haberini veriyordu. Avcı Taburlarının subaylarını hapsedip “Şeriat isteriz!” nidalarıyla Sultanahmet Meydanı’na yürümesiyle başlayan bu dalga, meşrutiyet rejiminin temellerini sarsarken, İstanbul’un sokaklarını bir anda tam bir otorite boşluğuna ve anarşiye teslim etti. Gazeteci Hasan Fehmi’nin Galata Köprüsü üzerinde suikasta kurban gitmesiyle başlayan o linç........

© Sonsöz