BİREYSEL GELİŞİM VE TOPLUMSAL DUYARLILIK
Toplumsal sorunlarla ilgili sohbetlerde, on yıllardır çözülmemesini insanlardaki yaygın duyarsızlığa bağlayan birçok kişinin umutsuzluk içinde, “biz adam olmayız” dediğini biliriz. Böyle konuşanlara göre, onlar “adam olmuştur” ama büyük çoğunluk olamamıştır ve olamayacaktır! Bu yüzden, sorunlara katlanarak yaşamak kaçınılmazdır.
Yalnızca görünüşe bakınca, bu yargı haklıymış gibi algılansa da biz, K. Marx’ın, ünlü eseri Kapital’deki, "eğer şeylerin dış görünüşü ile özü doğrudan örtüşseydi, tüm bilim gereksiz olurdu" sözünün rehberliğinde, önce neden “adam olamadığımızı”, bunun yalnızca “bize özgü” bir ulusal özellik mi olduğunu sorgulayalım. Sonra da “adam olma” deyişinin; “insanın olgunlaşması, sorumluluk alması, gerçekleri görebilmesi, toplumsal yaşamda ahlaklı, vicdanlı, erdemli, karakterli bir duruş sergilemesi, sorun çözücü ve saygınlığa sahip olması”, yani “bireysel gelişme ve toplumsal duyarlılık kazanma” anlamında söylendiğini varsayarak, nasıl adam oluruz da sorunlarımız çözülür, görelim.
Bireyin kişilik düzeyindeki gelişimin, farkında olduğu gereksinimlerinin karşılanmasına bağlı olduğunu savunan ünlü Amerikalı psikolog Abraham Harold Maslow, kendi adıyla anılan teorisindeki “ihtiyaçlar hiyerarşisinde”, bu gereksinimleri ardışık beş düzeyde sıralıyor.
· İlk sırada yer alan; temiz hava, temiz su, beslenme, uyku, cinsellik, boşaltım ve değişen çevre koşullarında iç dengeyi kararlı tutma yeteneği gibi "fizyolojik gereksinimler” hayatta kalmayı sağlar.
· Bunu; ikinci sıradaki beden bütünlüğü ve dokunulmazlığı, iş güvencesi, aile, ahlak, barınma ve sağlık gibi alanlardaki “güvenlik gereksinimi” izler.
Birey, ancak bu temel gereksinimlerini sağlamışsa, sıra sonrakilere gelir.
Üçüncü sırada; sevgi ve ait olma arzusu gibi “psikolojik gereksinimler” vardır. Birey, ilk iki düzeydeki gereksinimlerini karşıladığında kendisini -ailesi, sevgilisi ya da arkadaşları gibi- başkalarıyla paylaşmaya hazır olur.
Dördüncü sırada; bireyin yetkinlik, statü ve başarılarla tanınma; özsaygı, özgüven, başkalarının saygısını kazanma ve başkalarına saygı duyma gibi özellikleriyle, içinde olduğu toplumdan beklediği “saygınlık gereksinimi” bulunur.
En üstte “kendini gerçekleştirme gereksinimi” yer alır. Önceki gereksinimlerini doyurmuş birey erdemli, içten, sorun çözücü, gerçekleri önyargısız görebilme gibi nitelikler edinmeye ve tam potansiyeline ulaşmaya çalıştıkça kendine odaklanır.
Bu süreçte ortaya çıkan ve "bireyin özündeki tam potansiyeliyle, olabileceği en iyi ve özgün benliğe kavuşması” biçiminde tanımlanan “kendini gerçekleştirmeyi”, bir gereksinim olarak duyumsayıp başaran insan, kendisini kurulu düzenin çerçevesiyle sınırlamayan, gerçekle sahteyi ayırmasını bilen, başkalarıyla kolayca ilişkiler kurabilen, yaşamaktan keyif alan, bağımsız, yaratıcı, üretken ve özgün bir kişilik edinmiştir. Artık, o yalnızca kendi sorunlarına çözüm aramakla meşgul olmaz, yeteneklerini ve kapasitesini en üst düzeyde kullanabilmek için başkalarını derinden etkileyen toplumsal sorunlarla da ilgilenir.
Maslow’a göre, “ihtiyaçlar hiyerarşisinin” her düzeyindeki bütün gereksinimler, bireyin duyumsadığı “eksiklik güdüsü” ile ortaya çıkar.
Birey, ancak belirli bir düzeydeki gereksinimleri tümüyle karşılandığında bir üstteki gereksinimlerini ortaya çıkaran güdüleri duyumsamaya başlar. Gereksinimleri tam olarak karşılanmayan birey bir üst düzeydeki gereksinimleri ortaya çıkaracak güdülerini duyumsamaz.
Örneğin; günlük geçimini sağlayamayan, karnını ancak günlük doyurabilen ve gelecek güvencesi, barınacak yeri olmayan, kendini sürekli tehdit altında........
