menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

1 MAYIS, YAŞAMI YARATANLARIN GÜNÜ

2 0
01.05.2026

Avusturya İşçi Marşı’nı ( https://www.youtube.com/watch?v=eTTMAV0USng ) bilirsiniz? Ben çok severim. Marşın bir yerindeki, “BİZİZ HAYATI YARATAN” dizesiyle uygar dünyadaki yaşamın gerçekliği vurgulanır.

Olacak şey değil ama mal ve hizmet üreten tüm işçiler, bütün ülkelerde, aynı anda çalışmayı bıraksalar ne olur hiç düşündünüz mü? Ya bu durum birkaç saat, birkaç gün ya da daha uzun sürse?

K. Marx ve F. Engels Komünist Manifesto’yu “Bütün ülkelerin işçileri birleşin! (Proletarier aller Länder, vereinigt euch!)” sözleriyle bitirirken bunu da düşünmüşler miydi bilemem ama hiç kuşkusuz işçilerin üretimden gelen bu gücünün farkındaydılar.

ANILARLA BİR İŞÇİ DİRENİŞİ

1974 yılındaki “Kıbrıs Barış Harekâtı” sırasında, yöneticileri arasında olan babamın sayesinde bir tatil köyündeydim.

Denizi, kumsalı, iskelesi, odaların düzeni, bahçe tasarımı, barı, restoranı ve servisi ile tatil köyü harika bir yerdi. Her öğünde, konuklara onlarca çeşit yiyecek, sınırsız içki sunuluyordu. Çalışanlar her zaman, herkesin hizmetindeydi. Büyük çoğunluğunu Avrupalıların oluşturduğu konuklar, sürmekte olan savaş nedeniyle biraz tedirginlerdi ama köydeki yaşamdan çok memnunlardı.

Öğle yemeği sonrasında, yakıcı güneş nedeniyle çoğu insan gibi ben de kumsala gitmiyor, barda zaman geçiriyordum. Çoğunlukla, bar ve resepsiyondan sorumlu arkadaşla, sürmekte olan savaş ya da Türkiye’deki turizm sektöründe çalışanların durumu üzerine sohbetlerle öğle sıcağının geçmesini bekliyordum.

Konuklara sunulanlar ile çalışanların koşulları arasındaki derin farklılığa dikkat çeken ve zaman zaman keskinleşen söylemlerim arkadaşımı biraz tedirgin ediyordu ama eleştirilerimden hoşnut olduğunu da gizleyemiyordu. Bir ara, “bunları öğle tatilinde çalışanların lokalinde konuşmaya ne dersin” diye sorunca hemen kabul ettim.

Sonraki gün gittiğim lokalde arkadaşım bekliyordu; beni öteki işçilere tanıttı. Herkes çevremize toplanmıştı.

Arkadaşımla başlattığımız sohbet savaş üzerine sürerken işçiler de bize katılıyordu. Herkesin konuşması hoşuma gidiyordu ama işçilerin, çoğu milliyetçi saplantılarla dolu söylemlerinden sıkılmıştım. Konuyu değiştirip onların sorunlarından söz etmeye başlayınca herkes birden suskunlaştı. İşçilerden bir kişiyi konuşturabilsem arkasının geleceğini umuyordum ama kimse suskunluğunu bozmuyordu. İşçilerin öğle izni bitmek üzereyken, yarın yine uğrarım diyerek lokalden ayrıldım.

“Arkamdan kim bilir neler konuşuldu? Yöneticilerden birinin oğluna neden güvenip de konuşsunlar? Bu güveni nasıl sağlarım?” düşünceleriyle bara geldim.

Biraz sonra arkadaşım da gelip karşıma oturdu. Hemen konuya girdi. “Hepimiz mevsimlik işçiyiz. Arkadaşların çoğu çevreden toplanmış, eğitimleri yetersiz insanlar. Hepsi, işe girdiklerinde verilen kısa bilgilere, öğütlere, talimatlara sıkı sıkıya uyuyor, işten atılma korkusuyla çalışıyorlar. Her şeye katlanmak zorunda olduklarını düşünüyorlar. Onları konuşturmak zor” sözleriyle lokaldeki işçilerin suskunluğunu açıkladı.

Ona, “amacım sorunlar hakkında birinin konuşmasını sağlamak. Bunu başarırsak ötekiler de açılır; çözüm için neler yapılabileceği de konuşulur. Yarınki sohbette ilk konuşan kişi olur musun” dedim. Önerim onun için riskliydi. Bir süre düşündü, sonra kabul etti.

Ertesi gün yine........

© Sonsöz