ADALETİN EN “İÇSEL” YALNIZLIĞI
Davacı CHP, davalı CHP, şahit ve itirafçı CHP…
Bir ülkenin siyasi tarihinde bazen öyle anlar olur ki, insan okuduğuna değil, gördüğüne şaşırır. Çünkü normalde mahkeme salonlarında karşı karşıya gelmesi gereken taraflar bellidir. İddia makamı başka yerde durur, savunma başka yerde; tanık ise hakikatin tam ortasında.
Ama bugün ortaya çıkan tablo, siyasetin artık rakibiyle değil, kendi aynasıyla kavga ettiğini gösteriyor. Ankara’nın soğuk adliye koridorlarında garip bir sessizlik dolaşıyor. Aynı kurultay salonlarında omuz omuza fotoğraf verenler, bugün birbirine karşı ifade veriyor. Dün aynı sloganı atanlar, bugün aynı dosyanın farklı sayfalarında birbirini suçluyor. Bir zamanlar “yol arkadaşım” denilen insanlar artık mahkeme tutanaklarında soğuk birer “karşı taraf” olarak geçiyor.
Bir yapı, kendi içindeki güveni kaybetmişse, topluma nasıl güven verecek?
Çünkü siyaset yalnızca seçim kazanma sanatı değildir. Siyaset, insanların yarına dair korkusunu azaltma sorumluluğudur. Pazardaki annenin file hesabıdır siyaset; iş bulamayan gencin geceleri tavana bakarak kurduğu kaygıdır, emeklinin ay sonunu getiremediği için sessizce kısmaya çalıştığı hayatıdır. Memleket bu kadar ağır ekonomik ve toplumsal yüklerin altında ezilirken, ana muhalefetin enerjisini adliye koridorlarında tüketmesi, halkın vicdanında büyük bir kırılma yaratıyor. Çünkü insanlar artık kavga değil, somut bir çözüm görmek istiyor.
Bir partinin........
