3 SANİYELİK GİYOTİN=31.536.000 SANİYE
Karşıdan gelen; kuralları hafife alan bir disiplinsiz ya da basit bir "geç kalan" değil. Karşıdan gelen; soluğu göğüs kafesine sıkışmış, nabzı şakaklarında atan, tüm varlığıyla kendi hayatına yetişmeye çalışan bir çocuk.
Belki sabaha kadar kaygının o ağır, klostrofobik dehlizlerinde döndü durdu. Belki bir annenin aylardır seccade başında biriktirdiği dualar süzüldü o sabah evden çıkarken; belki bir babanın nasırlı elleriyle, çocuklarının geleceği altından kayıp gitmesin diye verdiği o sessiz, amansız mücadele sığındı o çocuğun sırt çantasına. O sabah okul kapısına doğru koşan sadece bir beden değil; yılların uykusuzluğu, ertelenmiş gençlik hevesleri, vazgeçilmiş oyunlar ve bir ailenin kuşaklar boyu taşıdığı o haklı var olma çabasıdır.
Ve sonra, zamanı ve mekanı buz kestiren o mekanik ses duyuluyor… Demirin demire çarpma sesi. Kapı kapanıyor.
Arada duran zaman ne kadar biliyor musunuz? Bir saniye. İki saniye. Bilemediniz üç saniye… İnsan gözünün kırpılma anından biraz daha uzun, fakat bir gencin ruhunda ömür boyu kapanmayacak yaralar açmaya yetecek kadar acımasız bir kesit.
Toplumsal hafızayı ve kolektif vicdanı asıl felç eden şey, sistemin sergilediği o rasyonellikten uzak, dejenere çelişkidir.
Bizler; milyonlarca gencin emeğinin organize usulsüzlüklerle yağmalandığı, soru kitapçıklarının karanlık koridorlarda el değiştirdiği, liyakatin ve hakkın sistematik olarak buharlaştığı dönemlere şahitlik etmiş bir toplumun fertleriyiz. O büyük, yapısal ve organize adaletsizlikler karşısında esneyebilen, sessizliğe bürünen, adeta reflekslerini kaybeden devasa mekanizmalar; iş üç saniye geç kalan bir çocuğun........
