Güvenli cennet
Güvenli cennet, İngilizcesiyle “safe heaven” bir kaçış yeri, tehditten, karmaşadan ve istikrarsızlıktan kaçış noktası anlamına gelir. Kaçmak sadece bedeni kaçırmak, biyolojik varlığı güven altına almak anlamına gelmez. Aynı zamanda dünyalık malı mülkü de beraberinde güvenli bir vahaya, bir oasise kaçırmayı ifade eder. Mülkiyet özgürlüktür diyenleri teyit edercesine modern dünyada özgürlük önce malını mülkünü güven altına almak anlamına gelir, bedenin özgürleşmesi sonra gelir. Kısacası artık sahip olduğumuz zenginliğin güvenliğini bedenlerimizden, varoluşumuzdan daha fazla düşünür hale eldik. Diğer bir ifadeyle mülkiyet özgürlük değil, tam tersine sahip olunduğunda kalın zincirlerle bağlanmak anlamına gelir. Mülkiyet esarettir.
Örneğin kaosa, bir tür iç savaşa gark olan bir coğrafyadan kaçanlara acırken bile “her şeylerini geride bırakıp gelmişler” deriz. Canlarını kurtardıklarına sevinmeyiz de mallarını mülklerini geride bıraktıklarına üzülürüz. Ancak modern dünyanın bunu aşmak için de bir reçetesi var; malını mülkünü para formunda tutarsan istediğin yere özgürce gidersin. Hem bedenin hem de mülkün özgürce, güvenlik içinde başka bir yere aktarılabilir. Bugünün kapitalizmi buna sonuna kadar izin vermektedir, hatta bunu kolaylaştırmak için sürekli yeni yollar üretmektedir. Para formunda tuttuğun servetini şimdi kendi bedeninden hızlı hareket ettirebilirsin. Paranın ve parasal servetin insanın kendisinden bu ölçüde bağımsızlaşması kuşkusuz çok ürkütücüdür.
Ancak pek tabii ki şimdiye kadar anlatılanlar servetini yüklü paraya çevirebilecekler için geçerlidir, yoksa nüfusun kahir ekseriyeti açısından bu türden bir özgürlüğü dert edecek bir durum yoktur. Çünkü özgürleştirecek derecede mal mülk sahibi değiller. Paraları olmadığı için özgür de değiller.
Para burjuva sosyal ve iktisadi düşüncesinin gizemini bir türlü çözemediği bir muammadır. Belki de çözemediği için ona, kötü ya da iyi, aşkın, ruhani bir rol yüklemektedir. Kimine göre kötüdür, Orta Çağ’ın skolastik düşünürlerinden bazıları parayı şeytanın yeryüzündeki yansıması olarak gördüler. Para, karşısında tüm insani erdemlerin, tarihsel ve toplumsal sabitlerin erdiği bir tür sönmeyen cehennem alevi gibidir onlar için. Ancak bir süre sonra, yani kapitalizm yavaş yavaş, tedrici bir şekilde gelişmeye başlayınca, paranın, itaat etmediği için kanatları koparılarak cehenneme fırlatılmış günahkâr bir melek değil, gerçekten iyi bir melek olduğu keşfedildi. Toplumlar parasallaştıkça para zaman ve mekanı aşmaya yarayan özgürleştirici bir azize dönüştü. Araç olmaktan çıktı, amaç haline geldi. Böylece bol para hem özgürlüğü sağladı hem de bir ilah misali her yerde ve her zaman var olabilmenin anahtarı oldu. Bu noktadan sonra herkes onun peşine düştü.
Bugün, kapitalizmin modern zaman durgunluğunda, paranın bu fetişistik karakteri daha da baskın hale........
