Ha biri ha öbürü…
Aslında birbirinden farksız ya da pek az farklı nesnelerin sayısı iki değil. Bizim şimdi açacağımız örnekte, üç. Ama daha çok da olabilirdi. Olmasına olabilirdi de ne yapalım ki, bu deyişin uygun düştüğü sayı iki ile sınırlı. Yoksa, “ha biri ha öbürü ha daha da öteki” falan diye uzatmak gerekecek; onun da dilimizi çirkin biçimde zorlamak olacağı besbelli.
Geçen gün, gün yerine sabah demeli, televizyonun birinde epeydir kanalın hamalları arasında yer alan bir hanım sunucu kendi cinsinden bir milletvekilinin istifa haberini veriyordu. Ama ne veriş! Çığlık çığlığa desem yeridir. Çok şaşırdığı açıkça belli oluyor. Bu kadar da olmaz, demek istiyor ve anlatmak istediğini dümdüz bir sesle aktarmak yerine basbayağı abartılı bir haykırışın desteğiyle iletiyor. Gerçi yeniyetme bir eleman değil, öyle olmadığını, hangi deneyleri yaşayarak buralara geldiğini birkaç kez dinlemişliğim var. Yine de az önce aklıma gelen hamallık benzetmesi çok da yersiz sayılmaz. Bir gün önce gece yarılarına kadar çalışmışsa hiç şaşırmam.
Şu sıralar futbolculuk mesleğinden gençleri çokça seyrediyoruz ya, oradan aklıma gelmiş olabilir. Onlarınki de az buz rezillik değil. Lig maçları bittikten hemen sonra, yeniden antrenman, yeniden maç, arada bir yığın yolculuk… Aldıkları paralar bizim televizyon çalışanları ile karşılaştırma kabul etmese de hamallık hamallıktır. Liverpool takımından ayrılalı fazla zaman geçmemiş bir teknik direktör vardı, Jürgen Klopp adında bir Alman, onun son aylarda sık sık gündeme getirdiği bir konu bu. Ama işe yarayacağını sanmam. Onlara bizim Metin Kurt gibi biri gerekir, yoksa örgütlenip bir şey başaramazlar. Örgütlenmek ve başarmak istedikleri de kuşkulu zaten.
Neyse daha fazla dağıtmayalım.
Sabah sabah haykırışıyla beni ekran karşısına geçirten kadın programcının sözünü ettiği istifa haberi, büyük illerimizin birindendi galiba, bir CHP........
