menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

En kolayı İsrail’deki İsrail’i yenmek

27 0
13.04.2026

İslamabad’da bir araya gelen ABD ve İran heyetleri 21 saat görüştüler. Sonra evlerine döndüler. ABD’nin uzaylıların şeytani varlıklar olduğunu düşünen bir birey ile iki sahtekâr  ve siyonist emlakçı/müteahhitten oluşan üstün yetenekli müzakere kadrosu nasıl oldu da İran’a boyun eğdiremedi, hayret!

Hafta başında ilan edilen ateşkesin savaşa verilen kısa bir arayla sınırlı kalması da mümkün, görüşmelerin yeniden başlaması da. Bu arada savaşa ara verildiğini söylemek de eksik. Zaten müzakerelerin kalıcı bir sonuca ulaşmasının önündeki en büyük engel de bu. İsrail Lübnan’a yönelik saldırılarına hiç ara vermedi bu sürede. Yalnızca ateşkesin ilk gününde saldırdığı vahşilikte saldırmadı ama öldürmeye devam etti. Gazze’de çoluk çocuk demeden 80 bin kişiyi katleden İsrail, Lübnan’da daha şimdiden iki binden fazla insanın canına kıydı.

Kırk gün süren savaş ve ilan edilen geçici ateşkesin ortaya koyduğu gerçeklerden biri de İsrail’in sonsuz bir muafiyetten yararlanmaya devam ettiği. Birleşmiş Milletler'e üye devletler için geçerli sayılan hiçbir kural İsrail’i bağlamıyor. Hastane bombalamak da, doktor öldürmek de, cankurtaran araçları vurmak da serbest İsrail için.

Bu konu gündeme geldiğinde 10 milyonluk bir ülke nasıl oluyor da bu derece geniş bir özgürlük alanını geri kalan dünyaya dayatabiliyor diye soran çok oluyor. Soru yanlış olunca, yanıtlar da havada kalıyor. Üstelik o yanlış yanıtlardan büyük bir zekâ ve yenilmezlik sonucu da çıkartılıyor.

Oysa İsrail’in gücü, aklı, fikri İsrail’den kaynaklanmıyor. İsrail, dünyaya hâkim olan hastalıklı sermaye düzeninin somut bir yansıması. Bu hafta yitirdiğimiz devrimci aydın Yalçın Küçük bunu veciz bir sözle ifade etmişti “Türkiye’deki İsrail, İsrail’dekinden daha güçlü” diyerek. Türkiye için geçerli olan neredeyse bütün dünya için geçerli. İsrail’in gücü ABD’den aldığı ve kendi geliştirdiği silahlardan, casusluk teknolojisinden kaynaklanmıyor. İsrail’in New York’taki, Washington’daki, Londra, Paris ve Berlin’deki gücü asıl belirleyici oluyor. Bu sanıldığı ve yoksullara satıldığı gibi bir dine mensubiyetle değil sermaye düzeninin doğasıyla bağlantılı.

O düzenin bir adı da Epstein çetesi. Epstein çetesi canı sıkılıp sapkınlıklarına sapıklık ekleyen bir grup değil, bir sömürü organizasyonu. Etnik veya dinsel bir gruba aidiyeti değil, sömürü düzeninin parçası olmayı temel alıyor. Bu yüzden çetede Birleşik Arap Emirlikleri’nin ve Suudi Arabistan’ın yöneticileri de var, Türkiye’den otel ve gazete patronları da, anlı şanlı akademisyenler Norveç Prensesi ve Birleşik Krallık Prensi de. Üyeliğin temel şartı emek ve halk düşmanı olmak.

Monşerlikten olacak, ben Fransa’yı yakından izlemeye çalışıyorum. İsrail’in Paris’teki gücüne dair örnekleri daha önce de yazmıştım. Geçtiğimiz haftalarda bunlara bir yenisi eklendi.

Fransa’da İsrail vatandaşlığı da taşıyarak siyaset........

© soL