Grönland’ın fethi: Ya Trump Sultan karşısında kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimizse?
28 yaşındaki Aki-Matilda Høegh-Dam, geçtiğimiz sene Ekim ayında Folketing yani Danimark Parlamentosu kürsüsüne çıktığında oldukça duygusaldı. Danimarka hükümetinin, Grönland’da işlediği korkunç bir insanlık suçundan bahsedecek; çok değil sadece 70 sene önce Danimarkalı yetkililerinin Grönlandlı yerli 4,500 kadın ve kız çocuğunu nasıl zorla kısırlaştırdığını anlatacaktı. Danimarka Krallığı’na bağlı olsa da iç politikada geniş bir siyasi özerkliğe ve kendi meclisine, hükümetine sahip Grönland adasının bağımsızlığını savunan milliyetçi bir genç olan Aki-Matilda, aynı zamanda Folketing’in tek dil politikasına tepki göstermek için konuşmasını anadilinde yapmayı tercih etmişti.
Kürsüdeki genç hatip, önce meclis yönetimi tarafından uyarıldı; konuşmasının meclisin resmi dili Danca da yapması istendi.
Aki-Matilda bu talebi siyasi bir mesaj vermek amacıyla reddedince ise kürsüden inmesi istendi. Genç siyasetçi geçen senelerde de aynı eylemi yapmış, bu eylem neticesinde gelen tepkiler üzerine meclis içtüzüğünü değiştirmiş ve Danca çevirisinin hemen yapılması karşılığında Grönland yerel dilinde konuşma yapılmasına izin vermişti. Genç kadının mücadelesi sonucu anadili meclis için “bilinmeyen bir dil” olmaktan çıkmıştı.
Aki-Matilda ve Grönland milliyetçilerine göre, bu küçük jest de sistematik bir asimilasyon politikasının sadece bir parçası. Aki-Matilda bu yüzden konuşmasını temsil ettiği özerk bölgenin resmi dilinde yaptığını ve bu resmi bölgeyi temsil eden iki özel vekilden biri olduğunu belirtti ve Danca konuşma yapmayı reddetti. Danca ve Grönlandca arasında bir hiyerarşinin olmadığını, çeviri zorunluğununun doğru olmadığını söyledi.
Milliyetçi Grönlandlılar için Danca ve Danimarka’nın hiyerarşik üstünlüğünün kabul edilmesi geçmişten bugüne süren büyük bir sömürünün devamı. Aki-Matilda’nın kendi anadilinde yaptığı konuşmada da anlattığı üzere, Grönland’ın tarihi zorla kısırlaştırma, adada kurulan Amerikan askeri üsleri için köylerin boşaltılması, yerel Inuit çocuklarının sosyal deneyler kapsamında ailelerinden koparılması ve Danimarkalı ailelere verilmesi gibi sistematik asimilasyon politikalarıyla dolu.
Tarihin cilvesine bakın ki Danimarkalıların düne kadar ABD ile yakın ilişkiler uğruna sömürü dozunu arttırdığı Grönlandlıların kendilerini aynı nobranlık ve vahşilikle sömürmek isteyen yeni talipleri var.
Trump yönetiminin Venezuela’dan sonraki açık hedefi Grönland. Beyaz Saray Sözcüsü resmi olarak askeri harekatın masada olduğunu kabul etti bile. Danimarka ve Avrupalı devletlerin resmi cevabı ise bir zamanlar ABD’nin öncüsü olduğu kurallara dayalı dünya düzenini ve uluslararası hukuku hatırlatmak oldu.
Fakat Danimarka’nın ve Avrupa’nın kendine siper ettiği mevcut “müesses nizam” yerine daha adil bir alternatif konmadıkça sadece Grönlandlıların değil, tüm dünyanın Trump karşısında elinde sadece zincirlerinin kalması kaçınılmaz.
Blok P’nin kaderi
Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasıyla, geçmişte kapalı kapılar ardında yaşanan her türlü pazarlık artık gözlerimizin önünde. Grönland da bu açık pazarlığın ilk başladığı yerlerden biri. Trump yönetimi, hem adanın jeopolitik konumu dolayısıyla Rusya ve Çin’e karşı Kutuplar’da askeri açıdan hem de zengin yeraltı kaynakları nedeniyle de ekonomik açıdan önemli bir kazanım elde edeceğini düşünüyor. ABD’nin Grönland’ı satın almaya yönelik teklifler sunması yeni bir gelişme değil, fakat hükümetin bu adanın Amerikan hakimiyetine geçmesi için askeri seçenekleri değerlendirmesi, Avrupa’yı sert gücüyle tehdit etmesi, NATO üyesi bir ülkenin toprağına göz dikerek NATO’yu dağıtma noktasına getirmesi bugünlerin bize hediyesi.
Trump yönetimi, tıpkı geçmişte Danimarka’nın yaptığı gibi 57 bin nüfusa sahip........
