Bizim Elif’in zaferi
12 Eylül 1980 sabahı, Kenan Evren ve darbeci arkadaşları kendilerini her şeye muktedir sanıyorlardı. Aksi düşünülemezdi. İstediklerini tutuklatıyor, görevden alıyor, ülkenin en önemli siyasetçilerini tasfiye ediyor, partileri kapatıyor, demir yumruklarıyla ülkeyi bir oyun hamuru gibi yoğuruyordu. Kürt meselesinden anayasaya, siyasi yasaklardan ekonomiye Türkiye’nin peşini yıllarca bırakmayacak kararlara imza atıyorlardı. Hiçbir sınır, kural yoktu.
Her şeyi bildiklerinden, herkes için en doğru kararı aldıklarından, İstanbul’un, Ankara’nın, Diyarbakır’ın kaderini şekillendirdiklerinden eminlerdi. Fakat Berlin’in ayarlarıyla oynadıklarını hiç mi hiç farkında değillerdi.
Belki bilselerdi, dirilip dirilip tekrar ölürlerdi ya da ne yaşandığını anlayana kadar zaten pek de parlak olmayan bilişsel fonksiyonları tükenirdi.
Ne ilginç ki Kenan Evren ve arkadaşlarının 12 Eylül 1980 sabahı yaptıkları darbe, tam 46 yıl sonra Berlinli sosyalistlerin kefiyeler ve sol yumrukla atılan sloganlarla seçim zaferini kutlamasına sebep oldu. Hem de Tarkan şarkıları ve Kürtçe halaylar eşliğinde.
Kelebek etkisi, dil bariyerlerinin, sınırların, mesafelerin anlamını yitirdiği bu yeni dünyada artık şaşırılacak bir fenomen değil. Yine de bizim topraklarımızın tırtıllarının hikâyesi kadar ilginci de yok sanki.
Hele de kozadan çıkılan zamanın ve yerin koşulları da hesaba katılırsa.
Kayseri’den Ankara’ya, Bulgaristan’dan Berlin’e
Elif Eralp’in hikayesi şehirlerle dolu.
Annesi Hülya Eralp Adana, babası Selçuk Eralp Kayseri doğumlu. Selçuk Eralp babasının memuriyeti nedeniyle gençlik yıllarını Eskişehir’de geçirmiş, harita metot defterine maç haberlerini yapıştıracak kadar tutkulu bir EsEs hayranı.
Selçuk Eralp doktor, Hülya Eralp ise hemşire. Hülya Eralp hemşirelik meslek okulunda hocalık yaparken bir yandan feminist sosyalist harekette örgütlenmiş, Selçuk Eralp ise Ankara’da Dr. Hikmet Kıvılcımlı ekolünü takip eden Vatan Partisi yönetimine girmiş. İki isim de 80 öncesi sol hareketin aktif isimlerinden.
Bu nedenle 12 Eylülcüler tarafından arama listelerine eklenmeleri şaşırtıcı değil. Nitekim partileri, sendikaları ve dernekleri kapatılan Eralp çifti, yakalanmamak için kimlik değiştirmiş ve bir ay sonra sahte pasaportla Bulgaristan’a geçmişti. Fakat bu sefer üç kişiydiler. Hülya Eralp 8 aylık hamileydi. Darbecilerden kaçan çift, soluğu Yugoslavya’nın Zagreb kentinde aldıktan sonra bir karar vermek zorunda kaldı: İngiltere mi, Almanya mı?
Her iki ülkede de arkadaşları ve yoldaşları vardı. Fakat Selçuk Eralp’in pasaportu Bulgar polisince delik deşik edilmişti. Uzun bir yolculuk riskliydi. Dümeni Almanya’ya kırdılar. Düsseldorf’a gitmek istiyorlardı. Uçakları Münih’te durdu. Polis uçağa girip “Eralp’ler burada mı?” diye sordu. Diğer yolcular başka bir uçakla Düsseldorf’a devam ederken Eralp’ler havalimanında kalmıştı. Büyük ihtimalle Yugoslav yetkililer Almanlara haber vermiş, sahte kimlik veya iltica olasılığını bildirmişti. Eralp’ler hemen havalimanında siyasi nedenlerle iltica ettiklerini beyan edip uzun süren mahkeme süreçlerini başlattı.
Elif Eralp’in de söyleşilerinde anlattığı gibi Türkiye’den kaçan diğer solcuların ve Amnesty International gibi derneklerin destekleriyle iltica mahkemelerine başvurdular, formları doldurdular ve geçici evlerine yerleştiler.
İltica talepleri kabul edilince önce Dortmund, sonra da Hamburg’a taşındılar. Anne ve babası bir süre sonra boşanacak olan Elif Eralp, Türkiye’den göç edenlerin birbirinden farklı hikayeleriyle büyüdü.
Diploması denk kabul edilmediği için taksicilik yapan üniversite mezunları, Kürtler, Türkler, solcular, işçi aileleri, siyasi kaçaklar.
Elif’in anne ve babası da Almancayı yeni öğrenmeye başlamış, diplomalarını kabul ettirmeleri ve iş bulmaları uzun sürmüştü. Hülya Eralp, Elif’i bir yandan büyütürken Almanca öğrendi, evlere temizliğe gitti, ardından sosyal pedagoji lisans eğitimine başladı ve göçmenlerle, kadınlarla uzun yıllar çalışacağı sivil toplum faaliyetlerine başladı.
Türkiye’de sendikalarda kadın işçileri örgütleyen bir sosyalist olan Hülya Eralp artık göçmenler ve kadınlarla çalışıyor, bir yandan da Türkiye’deki sosyalist kadın hareketine destek veriyor, Pazartesi gibi feminist yayınların çıkması için emek harcıyordu.
Selçuk Eralp de bir arkadaşının tavsiyesi ile hastanede doktor olarak çalışmaya başlamış, Hülya Eralp’in aksine vatandaşlık almamıştı.
Elif yazları sık sık Türkiye’ye gelirken, af yasası çıkana kadar Eralp çifti vatanlarına geri dönememiş, uzun yıllar ülkelerini görememişti.
Elif Eralp ailesinin hikayesinden etkilenmiş olsa gerek ki hukuk okumaya karar verdi. Hamburg Üniversitesi’ni bitirdikten sonra stajını ceza mahkemesinde, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde, Ottowa’daki Alman Büyükelçiliği’nde ve iltica hukuku çalışan bir büroda yaptı.
2010’da ise Berlin’e taşındı ve Sol Parti’nin Federal Meclis Grubu’nda danışman olarak çalışmaya başladı.
Sol Parti’ye danışmanlık verse de bağımsız kalmak ve parlamento dışındaki sol örgütlerle bağını koparmamak, daha esnek hareket etmek için parti üyesi olmadı. Elif Eralp zaten Hamburg’dan beri sol ve çevre hareketlerinde faaldi. Berlin’e taşındıktan sonra da özellikle solcu göçmenler ve kadınlarla çalışmıştı. Radikal sağcı AfD’nin meclise girmesiyle Elif’in fikri değişti ve AfD’nin karşısında taviz veren merkez sağ-sol partilere alternatif oluşmasını kolaylaştırmak için Sol Parti’ye üye oldu. Berlin örgütüne katıldı. Özellikle partinin göçmen kökenli siyasetçileriyle yakın çalışmaya başladı. 2021’de ise Berlin eyalet seçimlerinde meclise girdi ve yerel siyasette hızla yükselmeye başladı.
Ve nihayetinde de bu hafta tarihi bir zaferle birinci çıktığı 2026 Berlin seçimlerinde partisinin belediye başkan adayı gösterildi.
Aslında belediye başkanı da değil. Berlin Başbakanı. Abartısız. Gerçekten başbakanı.
Berlin, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin hem başkenti hem de eyaletlerinden biri. Eyaletin başbakanının resmi unvanı Regierende/r Bürgermeister/in. Yani hem eyalet hükümetinin........
