menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sürecin suçu ne?

64 0
16.09.2026

Türkiye’nin yine koca bir Cumhuriyet Başsavcılığı’na döndüğü günlerden geçiyoruz.

Kabzımallarla eşcinsel aktivistler, fenomenlerle borsacılar nezarethanelerde tanışıyor.

Her gün yeni bir feth-i kabir yapılıyor. Hâlâ gözaltında olmayan gazeteciler, televizyonlarda renkli kravatlı, büyük mendilli, aşırı tutkulu avukatlarla Kurtlar Vadisi şifreleri çözmeye çalışıyor.

Belediye başkanları güne ya başsavcılıklarda ya da yeni partilerinde uyanıyor.

Düğünlerde bile hukuk devletinin önemi üzerine nutuklar atılıyor.

Böyle bir ortamda rayında ilerleyen bir iş olduğuna inanmak zor.

Yine mi çözüm süreci?

Bazılarının canı sıkılıyor ama en azından canlar gitmiyor.

Her sabah kötü bir haberle uyananlar, öfkelerini “Bana Mazlum’u getirin” diyerek çözüm sürecinden çıkarıyor. Sanki bu haberler, süreçten gelen iyi gelişmelerin sonucuymuş gibi.

“Böyle bir ortamda barış mı olur?” sorusunun aslı şu:

“Böyle bir ortamda silah mı bırakılır?”

Çünkü silahlı mücadele, Türkiye’nin günden güne bozulan hukuk ve demokrasi standartlarının bile fersah fersah altında, ilkel bir yöntem.

Otuz yıl önce bırakılması gereken silahlar, iç ve dış şartlar ancak şimdi olgunlaştığı için bugün bırakılıyor.

Elbette herkes bu işin daha iyi şartlarda, hukuk ve demokrasi standartları yükselirken gerçekleşmesini isterdi. Ama tarih böyle çalışmıyor.

Son elli yılda Türkiye’nin bu barışı kurabileceği daha uygun dönemler de oldu. Fakat ne devlet ne de örgüt gerekli iradeyi gösterdi.

Demek ki mesele, hukuk, demokrasi ve ifade özgürlüğü için kusursuz şartların oluşmasına bağlı değil; kendine özgü dinamikleri var.

Bugün daha yaygın olan ise sitemler: “Aptal mısınız, böyle bir ortamda nasıl barış yaparsınız?”

Türkiye’de........

© Serbestiyet