Yaratılıştan trajikomediye kahkaha…
Geçen pazar yazımı kara mizahı hayatın trafiğinde gezdiren “Asabiyim Ben” filminin (de) beni asabî asabî gülümsettiğini, hatta kahkaha attırdığını vurgulayarak bitirmiştim. O kahkahadan devamla… Kahkaha savunmanın, yeri geldiğinde taarruzun da psikolojik silahlarından birisi.
Öyle “film” sahneleri, belli isimlerle, düşüncelerle, yargılarla, talimatlarla “kapalı” açık oturumlarda da çıkıyor karşıma. Bazen aralarına muhalif görünümlü isimleri de alıyorlar. Koltuğu, fikri sabit yorumculardan birisi ağır yalanların ciddiyetiyle gerçekleri örtmeye yahut “muhalif” konuğun “mârûzat”ını, en sessiz, kısık perdeden “piannissimo” itirazını, kuyumcu terazisinde tarttığı miligramlık eleştirisini -bile- kibirle, alayla, sürekli laf atarak bastırmaya çalışırken, o kahkahasını savuruyor mesela.
Sonraki söz hakkını da -belki içinden de gelen- çılgın kahkaha krizleri arasında kullanıyor! Hak hukuk filan diyecek gülmesini tutamıyor, tam özgürlükten, demokrasiden bahsedecek yeni bir gülme krizi… Bastırmaya çalıştıkça, tizden pese patlıyor. Ayarı bozulmuş bir kere…
İnsicamını farklı tonlarda kahkahalarla sürdürürken, o “düzen”i de bozuyor anında. Hem öyle oturumları, “oturtma”ları izleyenlere de sirayet etmesi, çın çın çınlaması, yankılanması mümkün. Tehlikeli de yani.
Uluslararası film: Gülen Adam
O kritik, tekinsiz sahne, çanak sorular dışında sorgusuz sualsiz basın toplantılarında da gözümde canlanıyor. Film gibi… Kahkaha patlattığı için yaka paça dışarı çıkartılan, hatta gözaltına alınan, kahkahayla “tahrik ve aşağılama”, “hakaret” suçlarından yargılanan, bu “savunması” mahkemede de sürdüğü için davası yasaların kim bilir hangi “fıkra”larına uzanan “Gülen Adam”.
Hoş, mayhoş bir kurguyla uluslararası bir film olabilir bence… Bir bakıma yapılmışı da var. Victor Hugo’nun aynı adla romanı, ailesi krala muhalif olduğu için, kralın emriyle dudakları, yüzü kesilerek “korkunç, kalıcı bir gülüş”e mahkûm edilen bir çocuğun dramı. O romandan uyarlanan 1928 yapımı “The Man Who Laughs” filminden esinlenen, Başkan Trump’a atfen ABD ortak yapımı mesela.
Bazen şık bir nefs-i müdafaa
Tamam, insanın savunmasını, müdahalesini böyle bir psikolojik “mekanizma”yla yapması, kahkahanın o türü, tonu normalde pek hoş bir yol değil. Lâkin bazı kanallarda sık rastlanan, az biraz eleştirel bir düşünceye gösterilen pervasız tavırlara, “alaylı araya alma”lara karşı bence gayet yerinde, stiline, duruşuna, ânına göre şık bir nefs-i müdafaa, mukabele.
Onu dinlemeye, anlamaya, usulünce tartışmaya, varlığını bir an kabullenmeye niyetleri yok ki… Kendilerini var eden şablonlarında öyle bir “nefs-i terbiye”, “akl-ı selim” yok.
Ayrıca kahkaha hayatı bir anda güzelleştiren, insanları da gülmeye teşvik eden bir “efekt”. Bugün benzetmesi biraz sıkıntılı dursa da “Bir kahkaha bir kilo pirzolaya bedel” deyişini çocukluğumdan hatırlıyorum.
“Kahkahası gür olanın, gizlisi saklısı olmaz” atasözü bir yana… Noel Baba’nın markası olan “göbeğini hoplata hoplata kahkahaları”nın sahicisi, gündelik deyişlerde bizim için de hayırlara vesile: “Öyle gülenden zarar gelmez, korkma…” Ama birazdan değineceğim gibi korkuluyor işte.
İnsan nasıl insan oldu?..
Gülmek, kahkaha atmak, insan “insan” olduğundan bu yana insanlığın evriminin basamaklarından birisi. Bu vurguya “İnsan Nasıl İnsan Oldu” babından kitaplarda da rastlıyorsun. Zekânın gelişiminin, sosyal iletişimin, birlikte yaşamanın bir göstergesi…
Jean-Jacques Annaud’nun 1981 yapımı “Quest for Fire” filmi bu mevzuda da bir hazine. Filmdeki ilkel toplulukların gelişmişlik dereceleri önce “ateş”e göre konumlandırılıyor: Ateş yakmayı bilenler, ateşi saklayabilenler, ateşi çalanlar…
“Barbar”lar yıldırım düşünce yanan ağacı gece gündüz söndürmeden koruyan, besleyen topluluğun ateşini çalıyor. O grubun ateş aramaya çıkan gençleri de ateş yakmayı bilen topluluğun kadınlarıyla karşılaşıyorlar. Ve onlardan ateş yakmanın yanında gülmeyi, kahkaha atmayı ve öpüşmeyi öğreniyorlar! Artık onlar da gelişmişlik seviyeleriyle en üst grupta…
“Tanrının yedi kahkahası”
Mitoloji de kahkahayı kutsuyor. Öyle ki yaratılış mitleri arasında evrenin tanrının yedi kahkahasıyla oluştuğu bile var. İlk kahkaha insanı karanlıktan kurtaran ışığı, ikincisi suyu, üçüncüsü akıl-zihini, dördüncüsü üretkenliği, doğayı, beşincisi zamanı, altıncısı hareketi, yedincisi ise insan ruhunu yaratıyor. Gülmenin, kahkahanın insanın ruhuna yerleşmesinin, içselleşmesinin en son sıradaki “evrim” olması bugün de gayet anlamlı. Evrimi hâlâ tamamlanamamış........
