menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyanın en belalı kıskançlığı

64 0
07.06.2026

Sabahın yedisi, pazartesi… Genç kadın odaya dolan güneşle erkenden uyanıyor; “açtı kocaman mavi gözlerini pencereler”. Evin içinde dışında aydınlık uyanıyor, doluyor kadının saman sarısı saçlarına, çıplak beline, ak ayaklarına dolanıyor… “Mavi kirpikleri” hafif aralık.Yanındaki adamı uyandırmamak için kalkmıyor. Gerçi 20 dakika sonra, posta kutusundan gelen sesle fırlıyor adam yataktan… Kadın seslenecek ardından, vaz geçiyor; “Kestireyim biraz daha…”Yatıyor bir süre, dönmeyince o da kalkıyor: “Yine nereye saklandı acaba?” Önce mutfağa gidiyor; gelen mektuplarını okurken doktorların yasakladığı kahvesiyle sigarasını tüttürüyor muhtemelen… Yok.Sonra banyoya, tuvalete bakıyor ve ansızın korkunç bir duygu kaplıyor içini. Koridora koşuyor ve sokak kapısının önündeki askılığın yanında görüyor kocasını: “Kapıya yaslanmış, elinle yere dayanmış, bir bacağını Türk usulünce altına almış, ötekini hafifçe ileriye uzatmış oturuyor.”

Vera Tulyakova Hikmet “beyaz ve alışılmadık biçimde sakin yüzünün anlatımından daha ilk saniyede anlıyor” Nâzım’ın öldüğünü. Elinin yanı başında posta kutusunun anahtarı, “yapabildiği son şey… koridorun ışığını yakmak…”Vera’nın deyişiyle “evlerinin çıkış yolunu kendinle sonsuza kadar kapadığı kapının önünde” vermiş son nefesini. O eve girmek de zor bir süre, o evden “dışarı”ya çıkmak da… Gecenin geç saatlerine kadar eksik olmayan “Nâzım kalabalığı”, bu kez veda için dolduracak evlerini.

Ölümü “yazarken” kabullenmek

Nâzım Hikmet 63 yıl önce bugünlerde, 3 Haziran 1963’de gitti. Sekte-i kalpten, 61 yaşında… Yıllardır bekliyor ölümünü esasında. 30’larında zindanda, idam istemişler. Sonrası hep göğüs ağrıları… 50’sine gelince de “yürek enfarktı” serileri bırakmıyor peşini: “Bir yandan şiir döktür /bir yandan yanındaki ölümle sohbet eyle”…Ölümünü -yazarken- kabullenmiş gibi: “İki yıl yaşayacağım. Ama sonra beni tutma… Kendimi elden ayaktan düşmüş, gücü tükenmiş, ölümü bir iyilik gibi bekleyen yaşlı bir adam olarak düşünmek korkunç geliyor bana.” Vera’yla dört yıl yaşıyorlar evliliklerini…Yüreğin ritmine kapılıp giden şair hayatı, kalpteki ritim bozukluğuna da aldırmıyor pek. Memleketinden uzakta, sürgündeysen iyice zor. Sonunda “Yürek değil be, çarıkmış bu, manda gönünden /teper ha babam teper /paralanmaz /teper taşlı yolları” dediği kalbi dayanamıyor dahasına…

Vera “mutluluğun konuğu”

Ölümü hep birlikte bekliyorlar aslında. Vera’nın bekleyişi en zorlusu elbette. Birlikte son yıllarına girdiklerinde o 29 yaşında, Nâzım 61: “Mutluluğunun konuğuydum. Ve bu geçicilik duygusu tedirgin ediyordu beni. Ölümle yan yana yaşamak, kovmak onu, dehşet içinde kovmak ve ansızın onun yaklaşmakta oluşunun kaçınılmazlığını kavramak.”Dostları, arkadaşları birlikte bekliyorlar. Ve doktorları… Kahve, sigara, merdiven, seyahat, heyecan, gece oturmalarıyla uzayıp giden yasaklara pek aldırmayan Nâzım’a uyarılarını “Böyle gidersen…” diye başlayan ölümcül cümlelerle kuruyorlar artık.Doktorlarından birisi “Eğer bugünden tezi yok bırakmazsan sigarayı, bu damarlarınla en çok beş, bilemedin altı ay yaşayacaksın, anlıyor musun?” diyor. Vera anılarında sitemle ekliyor kendi cümlesini; “Bu konuşmadan sonra beş ay üç gün yaşadın Nâzım”.

Ölümlerden ölüm beğenmek

Nâzım ise doktorlardan doktor beğeniyor sıkıştığında… Romen doktor nispeten iyi mesela; “Günde 10 sigaraya kadar içebilirsiniz!” Ölümlerden ölüm de beğeniyor.“Ölümüm kanserden, zatürreden, ne bileyim, neden olursa olsun, ama yavaş yavaş olsun isterim. Ölmekte olduğumu bilmeliyim, bilmek isterim. O zaman, şimdi ve tüm yaşamımda söylemediğim şeyleri yaparım. Çok önemli bu” diyor Vera’ya.........

© Serbestiyet