Bir tutam saç: “Favorin kim”den, “Favori kimin”e…
Engelbert Humperdinck ölmedi, yaşıyor… Mevzuya böyle girmemin nedeni o mâhut, bana itici de gelen slogan değil. İnternette Humperdinck’in öldüğüne dair bir haberle karşılaştığım için öyle yazdım.
Sonra ölüm tarihini gördüm; 1921! Meğer 105 yıl önce bugün, 27 Eylül’de ölen, Alman besteci, orkestra şefi Engelbert Humperdinck’miş. “Bizimkisi” yaşıyor şükür, 90 yaşında. Böyle sanılgılarda söylenen “ömrüne ömür eklendi” dileği de ona gayet uyuyor.
Taipei’de 23 Eylül’de verdiği konserin ardından bugün, 27 Eylül’de Singapur’da sahnede. Sonrasında da Kuzey Amerika konserleriyle sürdürecekmiş aktif müzik hayatını… Seri, “küresel konserler”in yanında iki haftada bir Podcast’lerle de anılarını paylaşıyor.
Bir asır önce hayata veda eden “adaş”ının ismini ise duymamıştım. Ama hayatına bakınca ünlü eseri “Hansel ve Gretel” sadece masalıyla değil operasıyla da kulağımızı çınlatıyor. Devlet Opera ve Balesi’nde de 1954’den beri -geçen yıl dâhil- defalarca sahnelenmiş. Bugün de Antalya’da sahneleniyor.
“Pazarlama dehâsı”nın ürünleri
Böyle bir isimle iki farklı kişinin olması da ilginç. Kulağa Huckleberry Finn(gerdeck) misâli tekerleme gibi gelen adı çocukluğumuzda da dikkatimizi çekmişti. Zaten asıl ismi Arnold George (Gerry) Dorsey.
Takma isim babası, Londra’daki eski oda arkadaşı Tom Jones’un da (Thomas Woodward) menajeri olan Gordon Mills. İkisi de sahne isimleri dâhil “pazarlama dehâsı” Mills’in başarılı ürünleri. Sahne adını tiyatro, opera sanatçıları Gilbert ve Sullivan’dan alan Gilbert O’Sullivan da öyle. O isimleriyle yaşıyorlar.
Gerry menajerinin önerdiği o tıngır mıngır sahne ismini duyunca “Hadi canım, o isimle asla sahneye çıkmam!” dese de profesyonelce ikna ediliyor. Plak satışlarına baktıklarında da alan memnun, satan memnun.
Lakin takma isimli iki eski arkadaş sahnede, “piyasa”da karşı karşıya gelince takışmaya başlıyorlar. Aslında ortaokulda tanık, hatta bazısına taraf olduğumuz o meşhur yıldız savaşlarının uluslararası kanatlarından birisi.
Karaca vs. Manço’da tarafımız net
Türkiye’de Cem Karaca vs. (versus) Barış Manço’da net “Cem Karacacı”yız mesela. Dünyaya gelince o günlerde Beatles vs. The Rolling Stones rekabeti soluk soluğa… Bir yanda takım elbiseli, kravatlı, sinekkaydı traşlı, kâ(h)küllü, cici bici çocuklar, öte yanda uzun saçlı, “serseri”, asi çocuklar. Mick Jagger sonradan, 60 yaşında “Sir” oluyor, o ayrı. “Majesteleri” diyerek sitem ediyor hayranları…
O rekabette “taraftar” denilecek bir pozisyonda durmasak da John Lennon Beatles’tan ayrıldığı anda onu seçiyoruz. “Imagine” ve bilhassa “God” şarkısı bizi bizden alıyor; “Büyüye, kehânete, İncil’e, Tarot’a, İsa’ya, Buda’ya, krallara, Hitler’e Kennedy’ye, Elvis, Zimmerman (Bob Dylan) gibi yeryüzü ilahlarına inanmadığını tek tek sıralayıp, ardından es vererek, iç çekerek “Beatles’a inanmıyorum” demesi… Ve finali; “Rüya bitti, ne diyebilirim ki…”
Aklıma düştüğünde hâlâ dinliyorum.
Elvis’ten Hard Rock efsanelerine
Biz önce Elvis Presley, Fransa’nın çakma Elvis’i Johnny Hallyday’le (Sahne isminde Amerikan tınısı için ne çok y, n, kullanılmış) rock’n roll, sonrasında Led Zeppelin, Deep Purple gibi efsanelerle hard rock dinliyoruz. Tom Jones & Engelbert Humperdinck rekâbeti heyecanlandırmıyor.
Ama kulağımıza her yerden geliyor ortaokulda… Jones “Delilah” ile listeleri alt üst ederken, Humperdinck de “Release Me” ile Beatles’ı bile sollayıp ilk sıraya yerleşiyor. “Taht” çekişmesinde ikisi diğer rekabetlerde görülmeyen ölçüde “can düşmanı”. Eski dostların düşmanlığın yansımaları, polemikleri, iddiaları internette sayfalarca…
Favoriyi kim kimden (ç)aldı?
Humperdinck hafızamda şarkılarıyla değil o okkalı, melodili, uzun ismiyle ve çenesine kadar inen kalın, gösterişli “favori”si ile yer etmiş. “Kim” deseler, “Hani o koca, el kadar favorisi olan cüsseli........
