menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Oley” ama “direniş kardeşliği” başka bir şey

55 0
22.03.2026

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in ABD ve koltukladığı İsrail’in saldırılarına, seri cinayetlerine, baş aktörlerinin şımarık küstahlığına tepkisi ilaç gibi geldi. Özellikle bu zulmü görmezden gelmenin, “ama”lar üretmenin, olmadı sessizliğin salgına dönüştüğü bu günlerde. Özlenen ve maalesef “aykırı” gelen bir ses…

Oysa ABD ve İsrail’in son bir iki yıla yeniden damgasını vuran insanlık, hak hukuk dışı uygulamaları, saldırıları karşısında ahlâki, hukuki barajlar 80 yıldır var. Altına atılan imzalarla, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Cenevre Sözleşmeleri, soykırıma, işkenceye karşı BM Sözleşmesi, Londra Anlaşması, Nurnberg Mahkemesi Şartı… 

Hepsi bir yana… Uluslararası Örf ve Adet Hukuku, teamülleri de demokrasilerin böylesine açık ihlallerin, zulmün karşısında temel ilkelerin koruyucusu, savunucusu olmasını, en azından bir ses çıkarmasını gerektiriyor. Hani o “dil”in, duruşun “tabiatı gereği”… Normal olanı yani. 

İspanya’dan iki düzeltme

Demokrasi endekslerinde düşüp duran Türkiye’ye de merhem oluyor İspanya. O vesileyle Türkiye’de “İspanya kardeşliği”nin de sosyal medyaya, tribünlere yansıdığı özel anlardan biri.  Tabirini yerinde görmesem de İspanya üzerinden dile getirilen “direniş kardeşliği”nin de…

Eskişehirspor tribünleri “es es”ini ünlü bir İspanyol pasodoblesiyle estiriyor misal. O şarkı basında “Paquito el Chocolatero” olarak yanlış anlaşılsa da İspanyollar fazla dert etmiyor, Türkiye’ye dostluk mesajıyla karşılık veriyor. 

Zarifçe düzeltiyorlar ama; “Bahsedilen şarkı o değil, yüzyıllık geleneksel boğa güreşi ezgisi “España cañí”. Ayrıca “O pasodoble 20 yıldır Eskişehirspor’un marşları arasında…” (Mundodeportivo gazetesi, 5 Mart 2026) 

Kabil-i kıyas gerektiriyor… 

Yani o köklü spor gazetesinin haberi de iki ülke arasındaki “direniş kardeşliği” tabirinin pek de caiz görülmediğini hissettiriyor. Böyle bir ortaklığın demokrasi kültürü nezdinde de kabil-i kıyas gerektirdiğini… Resmi muhâtaplarını düşündüğünde de öyle. 

Bu durum CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in iktidar eleştirilerine de ekleniyor zaten: “Amerika ve İsrail’in İran’a yaptıklarına karşı çok daha net bir tutum sergilemek lazım. Bu teslimiyet, Amerika’dan aranan bu meşruiyet, İran’da yapılan bu haksız zulme karşı bu sessiz tutum doğru bir tutum değil. Hiç olmazsa Pedro Sanchez kadar İran’da Müslüman kanı dökülmesine karşı çıkması lazım.”

Kardeşliğe çocukluktan “Oley”

İspanya esasında bizim de ta çocukluğumuzdan beri bildiğimiz, hatta nidâlarını, ritmini seslendirdiğimiz bir şarkı, figürlerine elimizi yukarıda çırparak anında eşlik edebildiğimiz bir dans. “Ole(y)” desen yıllardır bizim de ünlemimiz. 

Boğa güreşçisi, İspanyol dansçısı kıyafetiyle de sahne alan “Flamenko” Salim Dündar zaten o günlerde İspanyol şarkılarıyla ünlü. TRT’ye her çıktığında repertuvarında “El Cordobes”, “El Porompompero” da fiks. Ardından İspanyol Cante Jondo (Derin şarkı) nağmesini, figanını aratmayan bestelerimiz “Aynalar”, “Bir Dost Bulamadım”… 

“Bizim Enrico”ya güncel yasak

O günlerde Cezayir doğumlu Fransız sanatçı Enrico Macias da Arap-Endülüs müziğinden öte Türkiye’de İspanyolca 45’likleriyle de gözde. “Bizim” şarkıcılarımızdan… Çeşitli kaynaklarda, hatta Türkçe de yayınlanan “Sevinçlerim ve Gözyaşlarım” kitabında “Ben köken olarak Osmanlıyım” diyor zaten. “Ailesi Musevi olduğu için İspanya’dan kovulunca Osmanlı himayesine girmişler”. 

Kitapta “Türkiye’deki konser rekorları” ve hakkındaki “dedikodular”la ilgili anıları da yer alıyor. Ajda Pekkan’la sahne almasının o günlerde “aşk ile” anıldığını ben de hatırlıyorum. Zaten Türkiye’de 67 yaşındaki söyleşisinde kendisi de itiraf ediyor: 

“Ajda hayatımdaki en önemli kadınlardan biri… Artık yaşlandım ve açık açık her şeyi anlatıyorum. Ajda’yla aramızda gerçek bir aşk hikâyesi yaşanmıştı.” (“Ajda’yı unutamam”, 29 Nisan 2005, Kelebek”. 

İspanya ile “müzikal kardeşliğimiz” vesilesiyle değinmeme rağmen Sefarad, İspanyol Yahudisi olan ailesinin İspanya’dan kovulmasının yanında Macias’ın İsrail yanlılığı da mevzuyu karıştırıyor sonradan. Öyle ki İstanbul Valiliği bu nedenle 5 Eylül 2025’de “Enrico Macias konseri”ni ve o çevredeki tüm etkinlikleri yasaklayarak iptal ediyor.

İspanyol Meyhanesi’nde şarap

Timur Selçuk’un adıyla sanıyla Ümit Yaşar Oğuzcan’dan bestelediği “İspanyol Meyhanesi” (1972) ise tam bir kült tabii… Gitmiş, o “kararmış tahta masada bir şişe şarap” içmiş kadar oluyoruz. Ardından Flamenko ritmini döktürerek patlayan ikizler Öykü & Berk (Gürman) furyası da var. Söyledikleri İspanyolca şarkıların yanında doğrudan yerli Flamenko esintileri… 

Lâkin direniş kardeşliği “Oley be!” demekle olmuyor. Mevzu söz etmeye gerçekten değer öyle bir “kardeşlik”e gelince Ankara’nın “Çılgın” belediye başkanı Vedat Dalokay’ı bir kez daha ama özellikle bu konularda anmalıyım. 

“O Dün Bugündü…” serisinden yazılarım nedeniyle de bugün özellikle… Zira 35 yıl önce 21 Mart 1991’de Kırıkkale yakınındaki trafik kazası onu, eşi Ayça Dalokay ve 17 yaşındaki oğlu Barış’la birlikte hayattan alıyor. 

Aslının miladında Dalokay var

İspanya ile “direniş kardeşliği”nin miladında Dalokay var; kırk yıllık İspanya diktatörü Fransisco Franco’nun direnişçi beş genci idam ettirmesine karşı duruşu -unutulan-........

© Serbestiyet