Seçim var diye demokrasi var olmaz
Türkiye’de bir süredir şu soruyu yeniden sormak zorundayız: Seçimlerin düzenli yapılması, sandıkların kurulması ve seçmenlerin seçim günü oylarını serbestçe kullanabilmesi, bir ülkeyi demokratik saymaya yeter mi?
Bu soru, artık soyut bir siyaset teorisi tartışması değil; Türkiye’nin bugünkü rejim pratiğini anlamak için önümüzde duran en temel meselelerden biri. Çünkü iktidar bloğunun, Anayasa’yı ve hukuk devleti ilkelerini fiilen askıya alan uygulamalarına rağmen uzun süredir yaslandığı meşruiyet cümlesi tam da buradan kuruluyor: “Seçim var, sandık var, millet karar veriyor.”
Bu cümlenin özellikle son kısmının, yani milletin verdiği karara gerçekten saygı duyulup duyulmadığının pratikte ne kadar tartışmalı hâle geldiği, ayrıca ele alınması gereken başlı başına bir mesele. Fakat burada öncelikli olarak sorulması gereken teorik soruya odaklanmak istiyorum. Diyelim ki seçim günü herkes sandığa gidebiliyor ve oyunu serbestçe kullanabiliyor. Bu, tek başına demokratik bir seçimden söz etmek için yeterli midir?
Cevap açıktır: Hayır.
Zira sandık, demokrasinin kendisi değil; ancak demokratik bir düzen içinde anlam kazanan vazgeçilmez bir araçtır. Sandık olmadan demokrasiden söz edilemez, fakat yalnızca sandığa bakarak da bir rejime demokratik denilemez. Demokrasi, seçmenin oy kabinine girdiği bir iki dakikadan ibaret değildir. Seçmenin önüne hangi seçeneklerin konulduğu, bu seçeneklerin nasıl oluştuğu, muhalefetin hangi şartlarda yarıştığı, medyanın ne kadar çoğulcu olduğu, yargının siyasal rekabete nasıl müdahil olduğu ve seçimden sonra ortaya çıkan iradenin gerçekten tanınıp tanınmadığı da en az oy verme anı kadar belirleyicidir.Demokratik seçim, bir gün değil, bir süreçtir. Bu süreci anlamak için de işe en baştan, yani henüz oy kullanılmadan çok önce başlayan aşamadan başlamak gerekir. Bu sürecin sağlıklı işleyip işlemediğini anlamak için ise birbirini tamamlayan üç soruyu sırasıyla sormamız gerekir.
Sandığa Giden Yol Serbest Mi?
Sandığın öncesi, yurttaşın siyasal kanaatini özgürce oluşturabildiği alandır. Bu alanın sağlıklı işlemesi için medyanın çoğulcu olması, eleştirinin suç muamelesi görmemesi, muhalefetin örgütlenme kanallarının açık kalması, sivil toplumun baskı altında tutulmaması, adayların ve partilerin yarışa eşit şartlarda katılabilmesi gerekir. İktidarın propaganda gücü devletin bütün imkânlarıyla birleştiğinde, kamu kaynakları iktidar lehine seferber edildiğinde, muhalif sesler yargı tehdidiyle, idari yaptırımlarla veya medya ambargosuyla kuşatıldığında seçmen iradesi daha sandığa gitmeden biçimlendirilmiş olur.
Elbette hiçbir ülkede seçim şartları yüzde yüz eşit değildir. Demokrasiler de kusursuz rejimler değildir. Fakat mesele olağan siyasal rekabet eşitsizliklerinden çok daha fazlasıdır. Mesele, devlet gücünün sistematik biçimde iktidar lehine, muhalefet aleyhine kullanılmaya başlanmasıdır. Çünkü böyle bir durumda seçmen sandık başında özgür olsa bile, sandığa gelinceye kadar karşısına çıkan seçenekler daraltılmış, zayıflatılmış veya itibarsızlaştırılmıştır.
Demokrasi ile çoğunlukçuluk tam da burada birbirinden ayrılır. Çoğunluk elbette önemlidir, fakat çoğunluğun demokratik meşruiyet taşıyabilmesi için o çoğunluğun hem özgür ve adil şartlarda oluşması hem de oluştuktan sonra haklarla, hukukla ve bağımsız kurumlarla sınırlanması gerekir. Çoğunluğun oluşum koşulları veya uygulamaları demokratik değilse, çoğunluğun kararı da tek başına demokratik meşruiyet üretmez.
Sandıktaki Alternatifler Serbestçe Oluşuyor Mu?
Demokrasi yalnızca seçmenin oy verme özgürlüğünü değil, seçmenin önüne çıkan alternatiflerin özgürce oluşabilmesini de gerektirir. Seçim günü yurttaşın önünde birden fazla seçenek bulunabilir. Fakat bu seçeneklerin nasıl ortaya çıktığı, hangi müdahalelerden geçtiği ve siyasal rekabetin doğal akışı içinde mi yoksa dış müdahalelerle mi şekillendiği en az oy verme anı kadar önemlidir.Bir oylama, ancak seçmenin önüne gerçek alternatifler konduğunda seçim niteliği taşır.Türkiye’de bugün yaşanan krizi de bu çerçevede okumak gerekir.
Ana muhalefet partisinin kurultay iradesinin yargı eliyle tartışmalı hâle getirilmesi, “mutlak butlan” tartışması üzerinden parti yönetiminin mahkeme kararıyla değiştirilebilmesi, sıradan bir parti içi hukuk meselesi olarak görülemez. Elbette siyasi partilerin işlemleri hukuka uygun olmak zorundadır. Usulsüzlük iddiaları varsa yargısal denetim yapılır; kimse hukukun........
