menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kötülüğü yapanlar kendilerini nasıl ikna ediyor?

118 0
20.06.2026

Kötülük çoğu zaman kendisini kötülük olarak takdim etmez.

Kimi zaman “görev” der. Kimi zaman “emir” der. Kimi zaman “dava”, “devlet”, “güvenlik”, “örgütle mücadele” gibi kelimelerin arkasına saklanır. Bazen de hiçbir şey demez; sadece yapılır, geçilir, unutulur. Fail evine döner, sofrasına oturur, çocuğunun başını okşar ve kendisini kötü biri olarak görmeden başını yastığa koyar, rahatça uyur.

Asıl ürpertici olan da budur.

Kötülüğün en tehlikeli yanı da budur. Çünkü insanlar çoğu zaman kötülüğü nefretle değil, haklı olduklarına inanarak yaparlar. Onu meşrulaştıran bir gerekçe bulduklarında, vicdanın itirazını da susturabileceklerini düşünürler.

Kötülük yapanların çoğu sabah aynaya “ben kötüyüm” diye bakmaz. Tam tersine, kendisine makul cümleler kurar. “Görevimi yaptım.” “Emir böyleydi.” “Devleti korudum.” “Onlar da masum değildi ki.” “Bir şey yapmasalardı, buraya düşmezlerdi.” Böylece vicdan yavaş yavaş susturulur.

Çünkü insanın kendi yaptığı kötülüğü taşıyabilmesi hiç de kolay değildir. Bu yüzden kötülük çoğu zaman bir gerekçeye muhtaçtır. Fail, yaptığı şeyi doğrudan zulüm olarak görmek istemez. Ona başka bir isim verir. İşkence “sorgu yöntemi” olur. Aşağılama “disiplin” olur. İnsan onurunu hedef alan uygulamalar “prosedür” olur. Tehdit “ikna” olur. Hukuksuzluk “devlet refleksi” olur.

Kelimeler değişince hakikat değişmez; ama vicdanın yükü hafifliyor sanılır.

Oysa kelimeleri değiştirmek hakikati değiştirmez; bir insana yapılan muamele, hangi gerekçeyle açıklanırsa açıklansın, insan onurunu kırıyorsa, adı kötülüktür.

Sıradan insanların eliyle

Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramıyla dikkat çektiği husus, kötülüğün her zaman şeytani bir öfke, patolojik bir sadizm veya açık bir nefret hâlinde ortaya çıkmadığıdır. Kötülük bazen de düşünmeyi bırakan, yaptığı işin ahlaki anlamıyla yüzleşmeyen, kendisini yalnızca verilen görevin memuru olarak gören sıradan insanların eliyle yürür.

Bu yüzden “ben sadece emri yerine getirdim” cümlesi masum olamaz. İnsan, kendi eylemini düşünmekten vazgeçtiğinde, sorumluluğunu da başkasına devrettiğini zanneder. Halbuki emir, insanı sorumluluktan kurtarmaz.

Bunu yalnız büyük tarihsel felaketlerde değil, gündelik bürokratik şiddetin içinde de görürüz. Bir gözaltı merkezinde, bir karakolda, bir cezaevinde, bir sorgu odasında insan onurunu hedef alan bir muamele yapılıyorsa, orada yalnızca “görev” yoktur. Orada bir tercih vardır. Yapmak da tercihtir, susmak da, görmemek de, “ben karışmam” demek de.

Kötülük küçük teslimiyetlerle büyür

Kötülük çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük teslimiyetlerle büyür.

Kişi ilk anda itiraz edebileceği şeyi “ne yapayım, emir böyle” diyerek yapar. İkincisi daha kolaydır. Üçüncüde artık alışır. Bir süre sonra yalnız kendi yaptığına değil, başkasının yaptığına da itiraz etmemeye başlar. En sonunda içinde bulunduğu düzen ona normal görünür.

Sıradanlaşma dediğimiz şey biraz da budur.

Erich Fromm, modern insanın özgürlükten kaçışını........

© Serbestiyet