menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yirmi bir milyar dolarlık soru: Devlete nasıl güveneceğiz?

12 0
tuesday

Devlet yatırımcıya kazanç vaat etmez. Fakat kendi izniyle kurulan, kendi gözetiminde çalışan bir piyasada kuralların öngörülebilir, denetimin gerçek ve hesabın sorulabilir olmasını vaat eder.

Güven görünmez bir kamu hizmetidir.

Akşam evimizde çocuklarımızla çayımızı yudumlarken binanın kolonunu yeniden hesaplamayız. Kaldığımız otelin yangın merdivenini ölçmez, ruhsat dosyasındaki her imzayı incelemeyiz. Tapusunu aldığımız konutta imar planından iskâna kadar otuza yakın kamu görevlisinin imzasını tek tek doğrulamayız. Bunları yapmıyorsak bilgisiz veya tedbirsiz olduğumuz için değil, denetlenmiş olana güvenmenin medeni hayatın şartı olduğunu düşündüğümüz içindir.

Bankaya para yatırırken de böyledir. Bankanın BDDK denetiminde olduğunu biliriz. Bir yatırım fonuna girerken de izahnameyi okur, riski kabul ederiz; fakat fonun SPK gözetiminde, saklama kuruluşlarının ve kamuyu aydınlatma düzeninin içinde çalıştığına güveniriz. Yatırımın değer kaybetmesi başka şeydir, piyasanın gerçeği saklayan veya fiyatı yapaylaştıran bir düzene dönüşmesi bambaşka şey.

Devlet bize hiçbir otelde yangın çıkmayacağını, hiçbir binanın depremde hasar görmeyeceğini, hiçbir yatırımın zarar etmeyeceğini garanti edemez. Zaten böyle bir garanti beklemek de makul değildir. Devletten beklenen; kuralları koyması, riskleri izlemesi, denetimi zamanında yapması, aynı kuralları herkese uygulaması ve sistem çöktüğünde yalnız özel kişileri sanık sandalyesine oturtmakla yetinmeyip kendi kusurunu da araştırmasıdır.

Önce rakamı doğru koyalım.

Geçtiğimiz günlerde Tera, Pusula, Hedef ve diğer bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarıyla ilgili yaşananlar tam da bu güvenin merkezine düştü. SPK, yedi portföy yönetim şirketinin fonlarında TEFAS işlemlerini durdurdu ve yayımladığı güncel listede 130’u aşan fonun tasfiyesine karar verdi. Tasfiye görevi Türkiye İş Bankası ile Ziraat Bankası’na verildi; başlangıçta üç ay olarak öngörülen süre daha sonra altı aya çıkarıldı. (SPK Bülteni 2026/60) (SPK Bülteni 2026/61) (SPK Bülteni 2026/62)

Burada önemli bir düzeltme yapalım. Kamuoyunda konuşulan 17 ila 21,4 milyar dolar, bugün itibarıyla kesinleşmiş zarar miktarı değildir. Financial Times tasfiye kapsamındaki yatırımların büyüklüğünü yaklaşık 17 milyar dolar olarak aktarırken, Reuters 891 milyar lira, yani yaklaşık 21,4 milyar dolarlık portföy büyüklüğü ve yaklaşık 353 bin yatırımcıdan söz ediyor. Rakamlar farklı tarihlerdeki veri ve hesaplama kapsamlarından geliyor. Zarar, ancak varlıklar nakde çevrildikçe, alacaklar ve yükümlülükler kesinleştikçe ortaya çıkacak. Fakat bunun “zarar” değil “risk altındaki portföy büyüklüğü” olması, olayın küçüklüğünü değil, doğru tarif edilmesi gerektiğini gösteriyor. (Financial Times) (Reuters)

Mesele yalnız rakamın büyüklüğü de değil. SPK aynı gün 38 kişi hakkında üç paydaki işlemler nedeniyle suç duyurusunda bulundu ve iki yıllık işlem yasağı kararları açıkladı. Pusula Portföy hakkında da sınırlayıcı tedbir uygulandı. Bunlar iddia ve soruşturma aşamasındaki işlemlerdir; herkes bakımından masumiyet karinesi geçerlidir. Ne var ki soruşturmanın varlığı, düzenleyici denetimin daha önce ne gördüğü ve ne yaptığı sorusunu ortadan kaldırmaz. (SPK Bülteni 2026/59) (Reuters)

Kolluk yalnız polis değildir.

Kolluk denince akla yalnız polis veya zabıta gelmemeli. İdare hukukunda kamu düzenini koruyan ruhsatlandırma, düzenleme, gözetim, denetim ve gerektiğinde önleyici tedbir alma faaliyetleri de kolluk işlevinin parçasıdır. Sermaye piyasasında bunun adı ekonomik kolluktur. SPK’nın kendi görev tanımı da piyasaların güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı ve adil çalışmasını sağlamak; kurumları gözetmek, denetlemek, tedbir ve yaptırım uygulamak şeklindedir. (SPK görev ve yetkileri)

Bu yetkiler devlete süs olsun diye verilmedi. Toplum sözleşmesi düşüncesinin özü, insanların birlikte yaşamanın temel kurallarını ve meşru zor kullanma yetkisini kamusal otoriteye bırakması; buna karşılık o otoritenin düzeni, hakları ve ortak güvenliği korumasıdır. Çağdaş toplum sözleşmesi teorileri de siyasal kurumların meşruiyetini, yurttaşların makul biçimde kabul edebileceği ve sadakat........

© Serbestiyet