Neden Enkaz Altında Kaldık? (2): Binalarımızı bilmiyoruz, kanlı piyangoyu bekliyoruz
Dizinin ilk yazısında insanların yalnızca çöken binaların değil, çöken bir sistemin altında öldüğünü söylemiştim (“İnsanlar binaların değil, çöken bir sistemin altında öldü”). O sistemin en belirgin özelliklerinden biri, sorumluluğu altındaki yapı stokunu tanımaması; daha doğrusu, tanımayı sürekli ertelemesidir.
Depremin nerede ve ne zaman olacağını gün ve saat vererek bilemeyebiliriz. Fakat deprem tehlikesini, zemin özelliklerini, yapı stokunun kırılganlıklarını ve nüfusun maruziyetini araştırabiliriz. Hangi mahallelerde, hangi yapı türlerinde ve hangi kullanım biçimlerinde kaybın büyüme ihtimalinin yüksek olduğunu belirleyebiliriz. Bunun için gereken ilk şey, güvenilir ve güncel bilgidir.
Bilgi yoksa öncelik yoktur. Öncelik yoksa plan yoktur. Plan yoksa kaynak, en çok ihtiyaç duyulan yere değil; talebi en güçlü, arsası en değerli veya siyasi baskısı en yüksek yere gider.
Afet yönetimi enkaz başında başlamaz.
Afet yönetimi yalnızca depremden sonra arama kurtarma ekiplerini sevk etmek değildir. Bütünleşik afet yönetimi; risk azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme aşamalarının birlikte yürütülmesini gerektirir. AFAD da kendi kurumsal tanımında kriz yönetiminden risk yönetimine geçildiğini; tehlike ve risklerin önceden tespit edilmesini, zararları önleyecek veya azaltacak tedbirlerin afet olmadan önce alınmasını esas kabul ettiğini söylüyor (AFAD, Bütünleşik Afet Yönetimi Sistemi).
Bu zincirin ilk halkası riskin bilinmesidir. Riski bilmenin başlangıç noktalarından biri de yapı stoku envanteridir.
AFAD, yapı envanterini mevcut yapıların adedi, yapı malzemesi, taşıyıcı sistemi ve yaşı gibi özelliklerinin belirlenmesi için yapılan tespit ve kayıt işlemi sonucunda oluşan bilgiler olarak tanımlıyor (AFAD Açıklamalı Afet Yönetimi Terimleri Sözlüğü). Ancak gerçek bir envanter, belediyenin elindeki ruhsat dosyalarının sayılmasından ibaret olamaz. Her bina için konum, yapım yılı, taşıyıcı sistem, kat adedi, kullanım biçimi, proje ve ruhsat durumu, sonradan yapılan değişiklikler, zemin ve tehlike bilgisi, güçlendirme veya hasar geçmişi gibi veriler birbiriyle ilişkilendirilmeli; yapıdaki her değişiklik sisteme işlenmelidir.
Envanter bir defa hazırlanıp rafa kaldırılacak rapor değil, yaşayan bir kamu bilgi sistemi olmalıdır.
Burada önemli bir ayrımı da yapmak gerekir: Envanter çıkarmak, ülkedeki her binanın ayrıntılı deprem performans analizini yapmak demek değildir. Envanter bize elimizde ne bulunduğunu gösterir. Hızlı tarama, hangi binaların ayrıntılı incelemede öncelik taşıdığını belirler. Kesin risk tespiti ve performans analizi ise daha ileri mühendislik incelemelerini gerektirir. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hızlı tarama sonuçlarının kesin nitelikte olmadığını ve yüksek veya çok yüksek risk grubunda çıkan yapılar için ayrıntılı inceleme gerektiğini özellikle belirtmesi de bu ayrımı gösteriyor (İBB Bina Tespiti – Sıkça Sorulan Sorular).
Doğru sıra şudur: Önce kayıt, sonra tarama ve önceliklendirme, ardından ayrıntılı inceleme, nihayet gerekliyse güçlendirme, ihtiyaca göre tahliye veya yenileme. Biz ise çoğu zaman ilk basamağı bile tamamlamadan son basamak hakkında konuşuyoruz.
Yükümlülük yeni değil.
Türkiye’de yapıların ruhsat ve proje bilgilerinin idare tarafından kayda alınmasının kökleri eski imar mevzuatına kadar uzanıyor. Afet riskini esas alan çağdaş envanter politikasının açık biçimde yazılı hale gelmesi ise özellikle 2010’dan sonra gerçekleşti.
2010 tarihli KENTGES Belgesi’nin 11.3.3 numaralı eylemi, risk türlerinin belirlenebilmesi için bilgi paylaşımında standart oluşturulmasını ve yapı stoku envanterinin hazırlanmasını öngörüyordu (KENTGES: Bütünleşik Kentsel Gelişme Stratejisi ve Eylem Planı).
2011’de yayımlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda ise okul ve hastaneler başta olmak üzere bina envanterinin çıkarılması, bina kimlik sisteminin geliştirilmesi ve mevcut yapıların hasar görebilirlikleri ile risklerine göre gruplandırılması hedeflendi. Bu çalışmalar için 2012-2017 dönemi öngörüldü (UDSEP-2023, Resmî Gazete).
KENTGES ve UDSEP bir kanun ya da yönetmelikle aynı hukuki düzeyde değil. Fakat idarenin sorunu bildiğini, çözüm yolunu tarif ettiğini ve kendisine takvim koyduğunu gösterir. Başka bir ifadeyle bunlar, riskin öngörülemez olduğu savunmasını değil; öngörüldüğü halde gereğinin tamamlanmadığını belgelendirir.
Daha da açık hüküm 2013’te geldi. Afet ve Acil Durum Müdahale Hizmetleri Yönetmeliği’nin 16’ncı maddesinin dördüncü fıkrası; büyükşehir belediyeleri, belediyeler ve il özel idarelerinin ihtiyaç duyulabilecek yapı stoku envanteri ile diğer verileri kent bilgi sistemlerine işlemesini, güncel tutmasını ve AFAD’ın kullanımına açık bulundurmasını emrediyordu (18 Aralık 2013 tarihli Yönetmelik).
31 Aralık 2025’te yayımlanan yeni yönetmelik de sorumluluğu ortadan kaldırmadı. Yönetmeliğin 14’üncü maddesinin on üçüncü fıkrasına göre belediyeler ve özel idare teşkilatları, doğru konumunda ve güncel haliyle ulusal adres veri tabanına işlenmesinden sorumlu oldukları yapı stoku envanterini Mekânsal Adres Kayıt Sistemi’nde (MAKS) oluşturmak ve AFAD’ın kullanımına açık tutmak zorunda (31 Aralık 2025 tarihli Yönetmelik, m. 14/13). Belediye Kanunu da belediyelere deprem ve diğer afetlerin zararlarını azaltmak amacıyla afet ve acil durum planlarını yapma, ekip ve donanımı hazırlama görevi veriyor (5393 sayılı Belediye Kanunu, m. 53).
Ne var ki bu hükümler, her binanın ayrıntılı deprem performansının belirlenmesini tek başına emretmiş sayılmaz. Özellikle 2025 hükmü, yapı ve adres verisinin doğru konumla, güncel biçimde MAKS’ta tutulmasına odaklanıyor. Ayrıntılı risk gruplaması ve performans incelemesi, bu kayıt altyapısının üzerine kurulacak ayrı aşamalardır. Tam da bu nedenle yalnızca “adres sistemimiz var” demek, risk envanterimiz var demek değildir.
Özetle sorun, mevzuatta hiçbir görev bulunmaması değildir. Sorun; yazılan görevin ülke çapında, ortak standartla, denetlenebilir biçimde ve sonuç doğuracak şekilde yerine getirilmemesidir.
Sorumluluk da tek bir kuruma ait değildir. Yerel idareler veriyi üretmek ve güncel tutmak; merkezi idare ortak standardı kurmak, kurumların verilerini birleştirmek, uygulamayı izlemek, finansmanı ve sosyal politikaları oluşturmak; AFAD ise risk azaltma ve afet planlamasında bu verinin kullanılmasını sağlamak zorundadır. Tapu, adres, nüfus, ruhsat, yapı denetim ve dönüşüm kayıtları birbirinden kopuk kaldığında herkesin elinde bir parça bilgi bulunur, fakat........
