menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gladyatör arenasında adalet aramak: Narin Güran dosyası ve dijital delilik

15 0
13.07.2026

Toplumların tarihlerinde öyle dönüm noktaları vardır ki, o anlarda hukukun, vicdanın ve insanlığın nasıl bir sınamadan geçtiğini tüm çıplaklığıyla görürsünüz. Vicdanımızı derinden kanatan, hepimizin ruhunda silinmez yaralar açan Narin Güran’ın vahşice katledilişi, maalesef sadece masum bir çocuğun hayattan koparılışı olarak kalmadı. Bu acı olay, medyanın sınır tanımaz etik dışı tavırları, kamuoyunun adeta kan görmek isteyen bir gladyatör arenası refleksine bürünmesi ve kurumların bir an evvel toplumsal baskıyı üzerlerinden savmak adına kurban arayışına girmesiyle devasa bir hukuk garabetine dönüştü. Narin’in acısını layıkıyla yaşamamıza dahi izin verilmeden, tüm bu akıl tutulmasının neticesinde bir ailenin haksız yere linç edilişine, baştan suçlu ilan edilip peşinen infaz edilişine şahitlik ettik.

Adaletin tesisi, intikam duygusuyla veya tribünlerin tezahüratıyla sağlanamaz. Ancak bugün geldiğimiz noktada, gerçeğin ortaya çıkarılmasından ziyade, toplumun “suçlu” talebini doyurmaya yönelik, hukukun temel prensiplerinin rafa kaldırıldığı bir süreç izliyoruz.

Olayın Gelişimi ve Çığırından Çıkan Yargılama Süreci

Sürecin en başına dönelim. Narin Güran’ın kaybolduğu o ilk günden itibaren, soruşturmanın gizliliği ilkesi ayaklar altına alındı. Dosyada ne olup bittiğini bilmeyen, hukuki ve teknik yeterliliği tartışmalı kişiler ekranları işgal etti. Her akşam televizyon kanallarında kurulan “sözde mahkemelerde”, henüz deliller toplanmadan, ifadeler alınmadan senaryolar yazıldı ve bu senaryolar üzerinden hükümler verildi. Soruşturma makamları, maddi hakikati iğneyle kuyu kazar gibi aramak yerine, medyanın ve sosyal medyanın yarattığı bu devasa basıncın altında ezilmemek için aceleci adımlar attı.

Yargılama aşamasına geçildiğinde ise mahkeme salonları, adaletin tecelli edeceği kutsal mekanlar olmaktan çıkıp, kamuoyunun öfkesini dindirmek için tasarlanmış birer tiyatro sahnesine dönüştürüldü. Toplum adeta bir Roma gladyatör arenasında toplanmış, başparmaklarını aşağıya çevirerek kurbanların parçalanmasını izleyen kalabalıklar gibi kan talep ediyordu. Bu atmosferde masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve lekelenmeme hakkı gibi evrensel hukuk ilkeleri, reyting uğruna ve sosyal medya etkileşimleri için feda edildi. Kurumlar, soruşturmayı derinleştirip gerçek failleri ve olayın ardındaki karanlık noktaları aydınlatmak yerine, ellerindeki en zayıf hedeflere yönelerek “olayı çözdük” mesajı verme kolaycılığına kaçtılar. Bu süreç, haksız yere suçlanan bir ailenin telafisi imkansız mağduriyetler yaşamasına neden oldu.

Ulus Meydanı’ndaki Gözyaşları: Remziye Annenin Feryadı

Bu yargısız infazın ve hukuksuzluğun insan ruhunda açtığı yaraların ne denli derin olduğunu, 12 Temmuz 2026 tarihinde Ankara Ulus’ta katıldığım basın açıklamasında bir kez daha, en acı şekliyle tecrübe ettim. Meydanda toplanan kalabalığa hukukun üstünlüğünü, adil yargılanmanın gerekliliğini anlattığım kısa konuşmamın ardından yaşananlar, bu davanın sadece dosyalardan ve duruşma tutanaklarından ibaret olmadığını tüm çıplaklığıyla yüzüme çarptı.

Orada, evlat acısıyla yüreği kavrulmuş, üzerine bir de haksız suçlamaların ve toplumsal lincin ağırlığı........

© Serbestiyet