menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nasıl ve neden bölgede PKK’nin boşluğunu çeteler dolduruyor?

33 0
22.06.2026

Demokratik, meşru, yasal ve barışçıl bir siyaseti temel ilke olarak benimsemişseniz, üstüne üstlük şiddetsiz bir dünyanın inşasını da stratejik bir hedef hâline getirmişseniz, toplumun içinde bulunduğu sorunlar karşısında hareketsiz kalmanız mümkün değildir.

Bu, sadece bir tercih meselesi değil, doğrudan varoluşsal bir zorunluluktur. Çünkü barışçıl siyaset, şiddeti reddettiği anda, aynı zamanda “sorunları sonra çözeriz” konforunu da reddetmiş demektir.

Şiddeti önceleyen yapılar için durum farklıdır. Onlar için sorunların çözümü, şiddet yoluyla elde edilecek “kazanımlar”dan sonra gelecektir. Bu anlayışta gündelik hayatın acıları, ekonomik sıkıntılar, adaletsizlikler, kadın cinayetleri, genç işsizliği ya da çevre tahribatı ikinci planda kalır. Çünkü asıl mesele “büyük hesaplaşma”dır.

Şiddet kutsallaştırıldığı ölçüde, şiddetin dışında kalan her şey “ikincil” ilan edilir. Sorunlar sistematik olarak ertelenir. Bu erteleme, bir tür ideolojik savunma mekanizmasıdır. “Şiddet olmazsa hiçbir şey değişmez” inancı, aslında “şiddet dışında hiçbir şeyin önemli olmadığı” inancının başka bir ifadesidir.

Bu yaklaşım, kısa vadede bazı kesimleri mobilize edebilir, ama uzun vadede toplumu daha da parçalar, kutuplaştırır ve en önemlisi, sorunları çözmek yerine biriktirir.

Oysa yasal ve barışçıl bir aktöre dönüşmüş yapılar için böyle bir lüks yoktur. Bu yapılar, şiddeti reddettikleri anda, toplumun bütün sorunlarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Gündelik hayatın sorunları da, yapısal adaletsizlikler de, acil ihtiyaçlar da onların........

© Serbestiyet