Kaybedecek bir 45 yılımız daha yok
Tarihsel Bir Fırsatın Kalıcı Kılınması İçin Acil Bir Çağrı
Türkiye Cumhuriyeti’nin kırk beş yıllık kanlı çatışma tarihinin en kritik eşiklerinden birinde bulunduğumuz aşikârdır.
İktidar çevreleri, “bu artık bir güvenlik sorunu değildir” diyerek barış sürecini dillendirirken, aynı anda PKK’nin 45 yıldır şiddete başvuran örgütünün, “artık şiddete başvurmayacağım, silahın miadı dolmuştur, silahlı mücadeleden vazgeçtim, yasal siyasete dönmek istiyorum” şeklindeki açık beyanını, büyük bir basın toplantısıyla ve sembolik silah yakma töreniyle kamuoyuna ilan etmesine rağmen, “hâlâ silahlar tümüyle bırakılmadı” argümanıyla yasal ve hukuksal adımları sistematik olarak geciktirmektedir.
Bu çelişki, sorunun hâlâ “güvenlik anlayışı” merceğinden bakıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
Oysa bütün dünya dillerinde “silahlar tümüyle bırakılmadı” ifadesi, soruna hâlâ askerî ve güvenlikçi bir perspektiften yaklaşıldığının en net göstergesidir.
Böylesine tarihsel bir fırsatı kalıcı hâle getirmek için bu anlayıştan bir an evvel vazgeçilmeli, silahın bir daha ortaya çıkmamasını güvence altına alacak yasal ve hukuksal adımlar geciktirilmeden Meclis’e getirilmelidir.
Bu ülkenin kaybedecek bir 45 yılı daha yoktur.
Türkiye’nin en uzun soluklu ve en derin yaralarından biridir.
1984’ten bu yana devam eden silahlı mücadele, on binlerce insanın hayatına mal olmuş, milyarlarca dolarlık ekonomik kaynağın boşa harcanmasına ve toplumsal travmanın nesiller boyu sürmesine neden olmuştur.
Bu nedenle Şubat 2025’te İmralı’dan gelen çağrıyla başlayan yeni barış girişimi, sadece bir “süreç” değil, aynı zamanda ulusal bir vicdan muhasebesidir.
PKK’nin Mayıs 2025’teki fesih açıklaması, Temmuz 2025’teki Süleymaniye’deki sembolik silah yakma töreni ve bazı stratejik........
