menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yayın sayısı mı, bilimsel derinlik mi? Çin’in yeni akademi politikasından dersler

111 0
02.05.2026

27 Mart’ta Çin Bilimler Akademisi Ulusal Bilim Kütüphanesi, 22 yıldır Çin’deki araştırma değerlendirmelerini şekillendiren dergi sıralama listesini artık güncellemeyeceğini ve yayınlamayacağını duyurdu.

Bundan 6 yıl önce bundan daha radikal görünebilecek bir hamle yaptılar.  Şubat 2020’de Çin Eğitim Bakanlığı ile Bilim ve Teknoloji Bakanlığı, “SCI üstünlüğü”ne karşı önemli bir politika yayınladı. Bu politika üniversitelerin SCI ile ilgili göstergeleri otomatik veya belirleyici kriterler olarak kullanmayı bırakması gerektiğini belirtti. Yasakladıkları şeylerin listesi şöyleydi: sıralama tarzı disiplin/okul değerlendirmesinin azaltılması; işe alım ve terfilerde SCI göstergelerinin doğrudan temel alınmaması; SCI ölçütlerinin ikramiye veya kaynaklarla doğrudan ilişkilendirilmemesi; SCI makalelerinin derece için kısıtlayıcı bir koşul haline getirilmemesi; ve esas olarak SCI göstergelerine dayanan sıralamaların yayınlanmaması.

Bu listede ilginç olan şey Türkiye’deki üniversitelerin şu anda gittikleri yönden tersi bir yön alması. Yani Türkiye’nin sıkı bir şekilde sarıldığı akademisyen değerlendirme ve yükseltme politikasını terk eden bir politikaya geçmesi. Dolayısı ile buradaki dönüşümü incelemek bize çok sayıda ipuçları verebilir.

Bu arada bilmeyenler için SCI ya da daha doğru isimlendirme ile WoS göstergeleri, bir makalenin Science Citation Index ve Web of Science gibi önde gelen uluslararası atıf veritabanlarında endekslendirilip endekslendirilmediğine ve hangi veritabanında yer aldığına dayanan ölçütlerdir. Bu göstergeler genellikle akademik kalitenin bir göstergesi olarak dergi etki faktörlerini, atıf sayılarını ve dergi sıralamalarını kullanır.

Peki Çin neden böyle bize radikal görünecek bir hamle yaptı? Bu hamlenin arkasında ne tür gerekçeler var? En önemlisi, Türkiye akademisi bu dönüşümden ne öğrenebilir. Gelin hep birlikte buna bir göz atalım.

Metrik Kültünün Doğuşu ve Yerleşmesi

Çin’in neden uluslararası dergi metriklerinden uzaklaştığını anlamak için, öncelikle bunların neden benimsenmiş olduğunu incelemek gerekir. 1990’larda, Çin’in küresel bilim sahnesinde yeni bir aktör olarak ortaya çıktığı dönemde, Nanjing Üniversitesi, araştırma değerlendirmesinde birincil kriter olarak SCI makalelerini kullanan ilk kurum oldu. Bunun iki temel amacı vardı. Birincisi, kişisel ilişkiler  ve kıdemle karakterize edilen geleneksel, genellikle önyargılı akran değerlendirme sistemlerini atlatabilecek nispeten objektif bir standart sağlamak. İkincisi, Çinli akademisyenleri küresel bilim camiasıyla etkileşime girmeye teşvik etmek.

Bu politika, kısa vadeli hedeflerinde oldukça başarılı oldu. SCI tabanlı göstergeler ülke çapında yaygınlaştıkça, doktora dereceleri, öğretim üyesi işe alımları, terfiler, fon tahsisi ve üniversite sıralamaları için kabul edilen en temel standart oldu. Proje 211, Proje 985 ve ardından gelen Çift Birinci Sınıf Girişimi gibi ulusal mükemmellik programları, bu ölçütleri kabul şartları olarak kurumsallaştırdı. 2010’lara gelindiğinde Çin  dünyanın en büyük bilimsel yayın üreticisine dönüşmeyi başarmıştı. Ancak makale merkezli yayın sayısının ana kriter olarak kurumsallaşması, sayısal ölçütlerin peşinde koşmanın gerçek inovasyon arayışını aktif olarak engellemeye başladığı bir doygunluk noktasına yol açtı.

Metrik Kültürünün Sorunları

Peki Çin kâğıt üstünde çok başarılı görünen bu sistemden neden vazgeçti? Bunun çok sayıda sebebi var. Bu sebeplerin Türkiye’deki mevcut sistemde de ortaya çıktığı ya da çıkacağını öngörmek de zor değil. Tek tek bunlara bakalım.

Birincisi, ilk bakışta kişisel ilişkilerin önüne geçtiği için bu sistemin suistimale daha kapalı olduğu düşünülebilir. Ama durum hiç öyle değildi. 150.000 doları bulan ödüller, terfiler, ikramiyeler insanların sistemi manipüle edecek sistematik yollar aramasına yol açtı. Makale fabrikaları olarak bilinen çok sayıda anlamsız ya da uydurma sonuçlu makaleler üreten gruplar ortaya çıktı. Bu gruplar sistematik bir şekilde hakem değerlendirmelerini manipüle etmenin yollarını da buldular.

Web of Science verileri, Çin’in yayın hacmi ile makale geri çekme oranı arasında çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. 2020 yılına gelindiğinde, Çin, dünya çapında geri çekilen tüm makalelerin $’ünü oluşturuyordu. Bu tüm ülkeler arasında en yüksek orandı (mesela ikinci sırada ABD %6, sonraki İran %4’tü). Nitelik önüne niceliği koymak böyle bir ulusal soruna yol açmıştı.

İkinci önemli sorun uluslararası yayıncılık modelinin maliyetiydi. Küresel yayın sektörü Açık Erişim modeline doğru kayarken, maliyet yükü abonelerden Makale İşleme Ücretleri şeklinde yazarlara kaydırıldı. Yılda 300.000’den fazla açık erişim makalesi üreten bir ülke için bu geçiş, ulusal araştırma fonlarında önemli harcamalara yol açtı. Kabaca Nature, Science gibi dergiler için bu makale başına 5.000 dolar gibi bir maliyet çıkarıyor. Ortalama bir dergi 2.500 dolar ücret alıyor.

Örneğin 2024 yılında Çinli yazarlar Makale İşleme Ücreti olarak o yıl 909 milyon dolar para harcadı. Bu önceki yıla göre artış gösterdi. Çin Bilimler Akademisi (ÇBA) Ulusal Bilim Kütüphanesi’nin yaptığı analiz, bu harcamaların y’unun büyük ölçekli uluslararası ticari yayıncılara gittiğini gösterdi. Seçkin uluslararası dergilerde yayınlama maliyeti ile yerli alternatifler arasındaki fark ciddi bir maddi yük haline geldi. Çin bilimsel araştırmalara ayırdığı fonların önemli bir kısmını Batılı yayıncıları fonlamak için kullanıyordu. Türkiye elbette Çin kadar büyük harcamalar yapmıyor ama gittikçe bizim akademisyenlerin de yüklü miktarlarda Makale İşleme Ücretleri ödendiğine şahit oluyoruz. Yayıncılar geç yayın politikaları ile akademisyenleri buna zorluyor. Terfi baskısı da buna katkı sağlıyor.

Mart 2026’da ÇBA, 30’dan fazla yüksek maliyetli uluslararası derginin yayın ücretlerini karşılamak için merkezi hükümetin tahsisatlarının kullanımını durdurdu. Artık bu konularda harcama yaparken daha dikkatli olunacak.

Üçüncü gerekçe sembolik öneme sahipti. COVID-19 salgınının patlak vermesi, 2020 reformu için son tetikleyici oldu. Krizin ilk aşamalarında, Çinli bilim insanları tarafından yeni koronavirüs üzerine yürütülen temel araştırmaların önemli bir kısmı, The Lancet ve New England Journal of Medicine gibi yüksek etki faktörlü İngilizce dergilerde yayınlandı. Bu durum, Wuhan’da ön saflarda görev yapan tıp uzmanlarının, ücretli erişim engelleri veya dil bariyerleri nedeniyle bu kritik bilgilere genellikle erişememesi nedeniyle yurt içinde büyük tepki yarattı. Kamuoyunda, araştırmacıların Çin halkının acil güvenliği ve ihtiyaçları yerine kişisel kariyer göstergelerini (SCI makaleleri) öncelikli gördüğü algısı oluştu. Haksız diyebilir miyiz? Ben diyemiyorum. Bu olay bilimsel yayın politikalarının yerel ihtiyaçları da gözetmesi gerektiğini gösteriyordu. Bu noktada önemli bir karar verildi. Kritik ulusal bulguların anında ve şeffaf bir şekilde yaygınlaştırılabileceği yüksek kaliteli yerli dergilerin desteklenmesi ve yaygınlaştırılması gerekiyordu. Bu konuda ulusal eylem planı başlattılar. Bu konuya döneceğim.

 Metrik Sisteminin Yapısal Sorunları

Çin’in esas fark ettiği şey WoS merkezli değerlendirme sisteminin yapısal olarak sorunlu olduğuydu. Akademisyenler özünde yayınladıkları makalelerin içeriği ile değil, kaç tane indeksli makale yazdıklarına göre değerlendiriliyordu (tıpkı şu anda Türkiye’deki kurumların genellikle yaptığı gibi). Bu, beklendiği gibi, yayınlanan makale sayısında patlama yaptı. Fakat içerik önemli olmadığı için bu patlama makalelerin çoğu zaman içeriğine yansımadı. Yani, çıktılar çoğu zaman gerçekten bilgiye katkı sunan, özgün ve güvenilir araştırmalara karşılık gelmedi. Tam tersine, sistem akademisyenleri çoğu zaman “iyi araştırma” yapmaktan çok “daha çok yayın” üretmeye teşvik etti. Bunun sonucu olarak, aynı araştırmanın mümkün olduğunca küçük parçalara bölünerek yayımlanması, yalnızca endeksli olduğu için düşük nitelikli dergilerin stratejik biçimde tercih edilmesi, hatta makale fabrikaları, sahte hakemlik süreçleri ve kitlesel geri çekme skandalları gibi ciddi problemler ortaya çıktı. Üstelik sorunun büyük çaplı olması bunun birkaç kötü niyetli akademisyen meselesi olmadığını gösteriyordu. Yayın sayısını, dergi endeksini ve atıf göstergelerini akademik değerin merkezine koyan sistemin bizzat davranışları bozduğu gözüküyordu. Buradan çıkan ders açıktı, WoS sistemi yayın miktarını maksimize etmekte başarılı oldu, fakat aynı başarıyı bilimsel derinlik, güvenilirlik ve hakiki entelektüel katkı üretmekte gösteremedi. Çünkü bunları ödüllendirmediği gibi, riskli oldukları için çoğu zaman cezalandırıyordu. Bu noktayı açayım.

WoS merkezli değerlendirme, araştırmacıları çoğu zaman güvenli, küçük adımlarla ilerleyen, kısa sürede makaleye dönüştürülebilecek çalışmalara yöneltti. Büyük ekiplerin öngörülebilir çıktılar üretmesi, İngilizce uluslararası dergilerde yayın yapması ve mevcut akademik modaları takip etmesi ödüllendirildi. Buna karşılık riskli, özgün, başarısız olma ihtimali taşıyan ama başarılı olduğunda paradigma değiştirebilecek araştırmalar; uzun vadeli temel bilim çalışmaları; Çin’in kendi teknolojik, toplumsal ve entelektüel........

© Serbestiyet