menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Üniversite ve medeniyetin yavaş ölümü

22 8
17.03.2025

Bir akademisyen olarak bir süredir üniversitelerin geleceği ve medeniyet iklimine sundukları katkı ile ilgili endişeliyim. Endişeliyim ifadesi eksik, çok endişeliyim. Beni endişelendiren yapay zekâ devrimi ya da beyin göçü değil. Entelektüel gücü yüksek bir üniversite bunları kolaylıkla atlatabilir. Beni asıl endişelendiren işte tam da üniversitelerin beyin ölümü/entelektüel ölüm gerçekleştirme riski. Bu yazıda bu konu hakkındaki endişelerim üstüne siz kıymetli okuyucular ile düşünmek istiyorum. Yazım iki kısımdan oluşacak, birincisi küresel bir analizi içerecek. İkincisi ise medeniyetimiz gözünden olaylara yaklaşacak.

Önce küresel analizle başlayalım. Bu yazımın başlığı bana ait değil. Bundan tam 10 yıl önce meşhur edebiyat ve kültür teorileri uzmanı Terence “Terry” Eagleton’ın kaleme aldığı “Üniversitenin Yavaş Ölümü” makalesinden alınma. Eagleton bu yazısında kendine özgü o meşhur hiciv içeren üslubu ile üniversitenin geleceği ile ilgili benim de duyduğum endişelerin önemli bir kısmını aktarıyor. Ne yazık ki ben onun kadar usta bir kalem değilim, dolayısı ile bu endişeleri kuru bir üslupla kısmen kendi bakış açımdan aktaracağım.

Eagleton bu makalesinde üniversitelerin nasıl entelektüel ve kültürel kurumlar olmaktan çıkıp neoliberal ekonomik çıkarlara boyun eğen kurumlar haline geldiğine dair güçlü bir eleştiri sunuyor. Eagleton öncelikle üniversitelerin geleneksel misyonunu hatırlatmakla başlıyor. Üniversiteler öğrenme, eleştirel düşünce ve bilginin kendisi bir değer olarak kabul edilip peşinden koşulduğu kurumlardı. Üniversiteler bir zamanlar entelektüellerin büyük felsefi, etik ve sosyal sorularla ilgilenebilecekleri yerler olarak işlev görüyordu. Burada bilgi ve derin düşünceye anlık pratik çıkarlardan daha çok önem veriliyordu. Üstelik tam da bu teşvik ediliyordu. Aşağıda bizim medeniyetimize döndüğümde değineceğim gibi bizim medreselerde de durum farklı değildi.

Ancak daha sonra durum değişmeye başladı. Üniversiteler geleneksel misyonlarını yavaş yavaş terk etmeye ve “şirketleşmeye” başladı. Bu dönüşümün birkaç temel nedeni var. Önemli bir neden akademik kurumlarda piyasa güçlerinin ve şirket finansmanlarının önemli hale gelmesi. Bunun sonucunda üniversiteler bağımsız düşünürler yetiştirmek yerine ekonomiye hizmet etmek üzere tasarlanmış beceri temelli eğitime doğru kaymışlardı. Diğer bir önemli neden üniversitelerin gittikçe bürokratikleşmesi ve mali büyümeye odaklanması.

Eagleton’ın (ve tabi benim) en büyük kaygılarından biri, bu değişimin, anında finansal getiri sağlamadıkları için giderek daha fazla feda edilebilir olarak görülen beşerî bilimleri orantısız bir şekilde nasıl etkilediğidir. Bir zamanlar üniversite eğitiminin çekirdeğini oluşturan edebiyat, felsefe, teoloji ve sanat; mühendislik, psikoloji ve işletme gibi doğrudan ekonomik uygulamaları olan diğer disiplinler lehine bir kenara itilmektedir. Aynısı bir oranda teorik fizik gibi kuramsal alanlar için de söylenebilir. Bu Türkiye’de daha da ürkütücü çünkü bizde beşerî bilimler, sosyal bilimlerle aynı sanıldığı için onlarla aynı çatıda okunuyor.

Bu noktada mühendislik, işletme ve diğer uygulamalı bilimlerin önemli olduğunu vurgulamak isterim. Buradaki temel eleştiri bunların önemsiz olduğu değildir. Tam tersi kanaatimce çok önemlidirler. Buradaki temel eleştiri beşeri bilimlerin gözden çıkarılmasıdır. Yoksa uygulamalı bilimlerin gözde olması değildir.

Peki beşerî bilimlerin çöküşü neden bizi endişelendiriyor? Eagleton’un da dikkati çektiği gibi beşerî bilimler eleştirel düşünceyi, ahlaki muhakemeyi ve tarihsel farkındalığı geliştiren disiplinlerdir. Bunun sonucunda iyi işleyen bir toplum ve medeniyet için olmazsa olmazdırlar. Aşağıda dikkat çekeceğim gibi Batı emperyalizminin baskısı altında otantikliğini/özgünlüğünü korumaya çalışan toplumlar için bu disiplinlerin önemi çok daha büyüktür. Ancak, ekonomik rasyonalitenin hâkim olduğu bir dünyada bu disiplinlere gereken önem verilmemekte, bu da üniversitelerdeki varlıklarını aşındıran fon kesintilerine ve müfredat değişikliklerine yol açmaktadır.

Eagleton, bilginin artık bir kamu ürününden ziyade bir meta olarak görüldüğü........

© Serbestiyet