Geleceğin Mesleği Diye Bir Şey Kaldı mı? Yapay Zekânın Gölgesinde Üniversite Tercihi Yapmak
21 Temmuz sabahı milyonlarca ekran defalarca yenilendi. Kimi evde ekranda görülen sonuç gözyaşlarıyla karşılandı, kimisinde derin bir “oh” çekildi.
Sonuçların açıklanması belirsizliği bitirmedi; yalnızca soruyu değiştirdi. Aylardır “Kaç puan alacağım, sıralamam ne olacak?” diye düşünen milyonlarca gencin 10 Ağustos’a kadar cevaplaması gereken çok daha zor bir soru var:
Geleceğim için hangi üniversiteyi, hangi bölümü seçmeliyim?
Okul ziyaretleri planlanıyor, danışmanlara gidiliyor. “Puanını ziyan etme” tavsiyeleri, “okul mu daha önemli, bölüm mü?” tartışmaları arasında; her tercih döneminin değişmez sorusu da yine masada: “Bu bölümün önü açık mı?”
Aslında “Bu bölümü bitirdiğimde iş bulabilecek miyim?” kaygısı yeni değil. Bazı mesleklerin “altın bilezik” sayıldığı, bazılarınınsa aile sofrasında “Peki mezun olunca tam olarak ne yapacaksın?” sorusuyla karşılandığı bir hiyerarşi hep vardı. Fakat bu masalarda yeni bir misafir var: yapay zekâ.
Artık mesele yalnızca bir bölümün iş imkânı sunup sunmadığı değil. Dört yıl sonra o işin hâlâ var olup olmayacağı da düşünmemiz gerekiyor. Bir yanda “geleceğin meslekleri” listeleri dolaşıyor, diğer yanda yapay zekânın ortadan kaldıracağı meslekler sıralanıyor. Bugün geleceğin işi ilan edilen bir alanın, birkaç ay sonra yapay zekâdan en çok etkilenecek meslekler arasında gösterilebilmesi de işleri kolaylaştırmıyor.
Bütün bu soruların ve arayışların altında aynı, oldukça insani beklenti yatıyor: Doğru kapıyı, “geleceğin mesleğini” şimdi bulabilirsek, geleceğimizi de garanti altına almış olacağız.
Peki dört yıllık bir tercih, kırk yıllık bir güvence sağlayabilir mi? Ömür boyu iş garantisi sunan bir meslek kaldı mı? Yoksa yanlış olan verdiğimiz cevaplardan önce, hâlâ tek bir “doğru meslek” bulunduğunu varsayan sorunun kendisi mi?
Bir Bölüm Neyi Garanti Edebilir?
Bir bölüme “önü açık” dediğimizde aslında birbirinden farklı üç beklentiyi aynı cümleye sığdırıyoruz: O meslek gelecekte varlığını sürdürecek, o alanda yeterince iş olacak ve ben de bu işlerden birinde iyi koşullarda çalışıp insanca yaşayabileceğim bir gelir elde edeceğim.
Oysa bunların hiçbiri diğerini kendiliğinden garanti etmiyor. Bir sektör büyürken istihdam ettiği insan sayısı aynı hızla artmayabiliyor; iş ilanlarının çokluğu, yeni mezunların o işlere girebileceği anlamına gelmeyebiliyor. İş bulunsa bile bu iş, eğitim alınan alanla örtüşmeyebiliyor ya da güvencesiz, insanı tüketen koşullarda olabiliyor.
Türkiye’de diploma ile iş arasındaki bağın ne kadar gevşediğini son veriler de gösteriyor. TÜİK’in 2015-2024 yılları arasında yükseköğretimden mezun olanları kapsayan 2025 Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri’ne göre lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı s,9. Mezuniyetin ardından ilk işi bulmak ortalama 14,2 ay sürüyor.
Ücretli çalışan lisans mezunlarının yalnızca V,7’si eğitimini aldığı alanla uyumlu bir meslek grubunda çalışıyor. Üstelik “kayıtlı istihdam”, bulunan işin ücretini, güvencesini ya da insan onuruna yakışır koşullar sunup sunmadığını söylemiyor,........
