İran’a bombalar yağarken Ali Şeriati’yi konuşmak
Giriş: Eleştirinin Anatomisine Dair — İki Video, Tek Sorun
Bir düşünürü çürütmenin en kolay yolu, onu anlamaya çalışmadan parçalamaktır. Sosyal medya fenomeni Altay Cem Meriç’in ‘Ali Şeriati ve Topuklarım’ ile ardından çektiği ikinci videoda, İranlı mütefekkirler dünyasının nadir sentezci figürlerinden biri olan Ali Şeriati’ye (1933–1977) yönelik sert hatta zaman zaman “köpek” gibi hakarete varan “eleştiri” yöneltilmektedir.
İki video birlikte değerlendirildiğinde iki ayrı strateji belirginleşmektedir: Birinci video, Şeriati’nin ‘entelektüel yetersizliğini‘ ortaya koymayı hedeflerken; ikinci video, onun Şii kimliğini kendi metinleriyle kanıtlamayı ve bu kimliği üzerinden mezhepsel bir mahkûmiyet kurmayı amaçlamakta.
Şunu baştan belirtelim: Meriç’in sorduğu sorulardan bir kısmı meşrudur. ‘Şeriati Şii midir?’, ‘sahabe hakkındaki bazı ifadeleri sınırı aşmakta mıdır?’, ‘Muhammedi Sünnilik ayrımı kavramsal sorunlar içermekte midir?’ — bunlar tartışılabilir sorulardır. Sorun, bu meşru soruların yanlış yöntemlerle, bağlamı koparılmış alıntılarla ve zaman zaman aşağılayıcı bir üslupla ele alınmasındadır.
Bir kitaptan yeterince bol alıntı yapın; ondan her türlü sonucu çıkarabilirsiniz. Bu, alıntının gücüdür. Bağlamın gücü ise bunun tam tersidir.
I. Entelektüeli Aşağılamak: ‘Sloganizm’ İddiasının Eleştirisi
Meriç’in ilk büyük iddiası, Şeriati’nin eserlerinin ‘felsefi derinlikten yoksun, slogan bazlı’ olduğudur. Retoriğin varlığından sloganizme hükmetmek ise klasik bir kategori hatasıdır.
Şeriati’nin külliyatı yirmi yediden fazla kitap ve yüzlerce konferans metnini kapsamaktadır. Hamid Dabashi’nin kapsamlı araştırması Theology of Discontent’te gösterdiği üzere[1], Şeriati’nin düşüncesi birbirine bağlı birkaç temel eksen üzerine kuruludur: Tarih felsefesi, dinî sosyoloji ve siyasi teoloji.[2] Bu eksenlerden yalnızca birini ele almak bile, sloganizm iddiasını çürütmeye yeter.
İnsanın Dört Zindanı: Sloganın Ötesinde
Örnek olarak Şeriati’nin ‘insanın dört zindanı’ tezine bakılabilir. Doğa, tarih, toplum ve ego zindanlarından kurtuluşu ele alan bu tez, varoluşçu felsefe ile İslam antropolojisini birleştiren, Bergson’un yaratıcı evrim kavramından beslenen özgün bir sentezdir.[3]Paris’teki akademik çalışmalarına gelince: Şeriati, Louis Massignon’un rehberliğinde klasik İslam mistisizmi ve tarihini derinlemesine incelemiştir.[4] Şeriati hem Marksist tarih tezi ile hesaplaşmış hem de karşılaştırmalı dinler tarihi ve din fenomenolojisi alanlarında Hacc, Salat gibi konularda başarılı örnekler denebilecek eserler kaleme almıştır. Bu akademik temeli görmezden gelerek ‘sloganizm’ iddiasında bulunmak, entelektüel dürüstlükle bağdaşmaz.
II. Pozitivizm Suçlamasındaki Yanılgı
Meriç’in ikinci iddiası, Şeriati’nin 19. yüzyılın din karşıtı pozitivistleriyle ‘aynı zeminde’ durduğudur. Şeriati’nin yaptığı şey, Marksist eleştiriyi[5] kabul edip içe çekmek değil; o eleştiriyi İslam içinden aşmaktır. ‘Evet, tarihsel süreç içinde ortaya çıkmış kurumsal din, afyon işlevi görmüştür; ancak bu İslam’ın özünden değil, tarihin belirli dönemlerinde dinin araçsallaştırılmasından kaynaklanmaktadır.’ Bu, Marksizmi kabul etmek değil; tersine aşmaktır.
Renan ile Şeriati: Zıt Kutuplar
Renan, İslam’ı özünde gerici ve ilerlemeye kapalı olarak nitelendirirken;[6] Şeriati tam tersine İslam’ı devrimci bir kurtuluş teolojisi olarak konumlandırmaktadır. Bu iki tutum yalnızca farklı değil; köklü biçimde zıttır. Dahası, Şeriati’nin düşüncesinin merkezinde insan özgürlüğü, Allah’a iman ve hakikat arayışı gibi derinden metafizik kavramlar bulunmaktadır.[7] Bir insanı hem pozitivist hem de derin bir metafizikçi olarak nitelendirmek mantıksal çelişkidir.
III. ‘Dine Karşı Din’ Ayrımının Meşruluğu
Meriç’in üçüncü argümanı, Şeriati’nin Tevhit Dini ile Şirk Dini arasında kurduğu ayrımın yapay bir kurgu olduğudur. Bu itiraz birkaç açıdan sorunludur.
Birincisi, Kuran’ın kendisi bu ayrımı son derece açık bir şekilde ortaya koymaktadır. ‘Şirk’, Kur’an’da en ağır günahlardan biri olarak tanımlanmakta; ‘Tevhid’ ise İslam’ın temel ilkesi olarak merkeze yerleştirilmektedir.[8] İkincisi, Şeriati’nin bu ayrımı ‘sahabeyi şirke düşürmek’ için kullandığı iddiası metnin haksız bir yorumudur. Şeriati, Dine Karşı Din’de tarihsel süreç içinde İslam’ın Emevîleşmesi üzerine yoğunlaşmaktadır. Üçüncüsü, bu tür bir ayrım İslam tarihinin köklü eleştiri geleneğinde de mevcuttur. Üslup farkı olsa da benzeri argümanları Seyyid Kutub ve Mevdudi’de de buluruz.
IV. Tarih ve Kelam Bilgisine Dair: Bir Savunma
Meriç’in dördüncü argümanı, Şeriati’nin Kelam terminolojisine hakim olmadığıdır. Oysa Şeriati’nin Din’e Karşı Din konferansı bir kelam metni değildir aksine İslam dışı muhataplara hitap eden bir tebliğ metnidir.
Şeriati, kader konusunda Mutezile’ye hatta Maturidiliğe yakın duran bir irade özgürlüğü anlayışını benimsemektedir. Onun işaret ettiği Emeviler-Kadercilik ilişkisine dair görüşler Hasan-ı Basri’nin Kader Risalesi gibi tarihsel metinlerden de anlaşılacağı üzere Emeviler döneminde başlamış bir tartışmadır. Şeriati, belirli iktidar yapılarının İslam’ın özgün mesajını nasıl araçsallaştırdığını göstermeye çalışmaktadır. Bu, İbn Haldun’un eleştirel tarih yazımı geleneğiyle yapısal bir paralellik taşır.
V. Şiî/Rafizî Önyargısı İddiası: Mezhepçi Bir Çerçeve
Meriç’in beşinci argümanı, Şeriati’nin özünde ‘Rafizî’ bir bakış açısına sahip olduğudur. Tarihsel açıdan bakıldığında: Şeriati, Şiî geleneği içinde de son derece tartışmalı bir figürdür. İran Devrimi’nin ardından birçok Şiî din adamı, Şeriati’yi heterodoks bulmuş ve onun laik eğilimli yorumunu reddetmiştir. Şeriati, kurumsal Şia’yı da eleştirmiş; ‘Ali Şiası’ ile ‘Safevî Şiası’ arasına koyduğu keskin ayrım, mezhepsel bir sadakatin değil, sınıf eleştirisinin belgesidir.[9]
Şeriati’yi ‘Rafizî’ olarak etiketlemek, onun karmaşık düşünce yapısını tek bir mezhepsel kalıba hapsetmek demektir. Oysa Şeriati’nin yazılarında Ehl-i Sünnet kaynaklarına yapılan atıflar da mevcuttur. Bu çoğul okuma, tutuculuğun değil entelektüel açıklığın işaretidir.
VI. Kuran Yorumu Meselesi: ‘Deli Saçması’ İfadesinin Soykütüğü
Şeriati’nin Kuran ayetlerinde ‘Allah’ yerine ‘nas’ (insanlar) kelimesinin kullanılabileceğini öne sürmesinin ‘deli saçması’ olduğu iddia edilmektedir. Şeriati’nin gerçekte ne söylediğine bakıldığında: O, bazı ayetlerde ‘Allah’ın iradesine hizmet’in, toplumsal pratik düzlemde ‘insana hizmet’ anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Bu ontolojik bir ‘Allah = nas’ denklemi değil; pratik-etik düzlemde bir yeniden yorumdur. Ki bu yaklaşım Sünni tefsirlerde de benimsenmiştir. ‘Deli saçması’ gibi aşağılayıcı bir ifade ise eleştirinin değil, argümanın tükendiğinin işaretidir.
VII. Şeriati Rafızi mi?
Meriç’in ikinci videosundaki temel stratejisi, Şeriati’nin kendi metinlerinden alıntılar yaparak onun açıkça Şii olduğunu kanıtlamak ve buradan itibaren onun tüm düşüncesini mezhepsel mahkûmiyete mahkûm etmektir. Şeriati’nin Şia adlı eserinden ve Ali Şiası – Safevî Şiası’ndan getirilen alıntılar, onun Şia kimliğini sahiplendiğini ortaya koymaktadır.[10] Bu bir gerçektir. Ancak mesele burada bitmemektedir.
Kimlik Beyanı, Düşüncenin İçeriğini Dondurur mu?
Şeriati’nin Şia kimliğini açıkça sahiplenmesi, onun düşüncesinin mezhepsel bir kalıba hapsolduğu anlamına gelir mi? Hayır. Şu basit soruyu soralım: Bir Sünni âlim, ‘Ben Hanefiyim’ dediğinde, bu beyan onun tüm iddialarını otomatik olarak ‘Hanefi taassubu’ haline mi dönüştürür? Eğer kimlik beyanı, düşüncenin içeriğini analiz etmeye gerek bırakmıyor idiyse, Meriç’in iki saatlik alıntı analizi neden yapılmıştır?
Nikki Keddie’nin araştırmaları, Şeriati’nin Şia ile kurduğu ilişkiyi ‘içeriden eleştirel sahiplenme’ olarak tanımlamaktadır.[11] Bu, kurumsal Şia’nın savunuculuğu değil; İslam’ın tarihsel tezahürlerini kendi içinden sorgulayan özgün bir entelektüel konumdur. Nitekim Şeriati, Şia’yı ‘İslam’ı kavramanın bir yolu’ olarak tanımlamaktadır; bu, ‘Şia tek doğru İslam’dır’ demekle özdeş değildir.
Üstelik bu ikinci video stratejisi, birinci videoyla çelişmektedir. Birinci videoda ‘Şeriati entelektüel kabiliyetsizdir; slogan üreticisidir’ denilmektedir. İkinci videoda ise aynı kişinin ürettikleri ‘tehlikeli fikirler’ olarak sunulmaktadır. Entelektüel kabiliyeti olmayan biri aynı zamanda büyük bir tehdit mi........
