menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aşırı sağı sadece sol mu yenebilir?

26 0
07.05.2026

“Bu ülkeye ayrıcalıklar ve ırkçılık en büyük zararı veriyor.”

Sözünü ekleyerek 2027 yılında gerçekleşecek olan Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimine adaylığını açıkladı sosyalist aday Jean-Luc Melenchon. Bu açıklamanın ardından Fransız ve dünya basınında pek çok yorum yapıldı. Fransızların yüzde 84’ünün Melenchon’un adaylığını doğru bulmadığının anketlerde görülmesiyle birlikte yapılan analizlerde, dünyadaki pek çok seçimde aşırı sağı genelde merkez siyasetin yendiği örnek gösterildi. Trump’a karşı Biden, Le Pen’e karşı Macron, AfD’ye karşı Almanya’daki merkez koalisyonlar ya da Birleşik Krallık’taki Starmer çizgisi bu anlayışın farklı örneklerini oluşturdu. Kısa vadede seçim kazandıran bu formül, uzun vadede ise başka bir soruyu gündeme getirdi: Merkez siyasetin populist bir söylemle birlikte radikal sağı gerçekten durdurabilmesi mümkün mü? Jean-Luc Melenchon’un adaylığı nedeniyle yeniden gündeme taşınan “aşırı sağı sadece sol yenebilir” söylemi de tam olarak bu tartışmanın merkezinde duruyor.

Aşırılığa Karşı Merkez Siyaset

Senelerdir üzerine analizler yapılan radikal sağın yükselişine karşı bir zafer kazanmanın en olağan yolu, geçtiğimiz senelerde, merkez siyaset üzerinden bir muhalefet yaratmak oldu. 2020 ABD Başkanlık Seçimlerinde Demokratların müesses nizamının adayı Joe Biden, 2016 yenilgisinden sonra daha mobilize olan ve kadrolarını kısmen gençleştiren partisinin de etkisiyle Donald Trump’a karşı seçimleri kazandı. Seçim kampanyasında “Ne sosyalist ne oligark, sadece bir gururlu demokrat” afişleri ve paylaşımları kullanıldı. Biden’ın Obama’nın başkan yardımcılığı dönemindeki başarılarını kendi söyleminde de kullanmasıyla banliyö ve şehirli seçmende taban güçlendirildi. Bu seçim galibiyeti ile sağ, dünyada önemli bir darbe aldı.

Bu etki 2021 yılında gerçekleşen Almanya Genel Seçimleri ile devam etti. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi (AfD) henüz bugünkü kadar güçlü olmasa da sosyal demokratlar ve diğer merkez-sol güçler bu tehditin altını propagandalarında özellikle çizdi. Seçimin ardından sosyal demokratlar, yeşiller ve liberaller bir koalisyon hükümeti kurdu. 2022 Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde ise aşırı sağın adayı Marine Le Pen’in ikinci tura kalması nedeniyle Emmanuel Macron’un arkasında büyük bir birleşme yaşandı ve Macron ikinci turda oyların yaklaşık yüzde 59’unu alarak cumhurbaşkanı seçildi. 2024 Birleşik Krallık Genel Seçimlerinde de Tony Blair ekolü üçüncü yolcu İşçi Partisi lideri Keir Starmer, Muhafazakar Parti’nin 10 puan ilerisinde yüzde 33’lük bir oy oranı ile meclis çoğunluğunu sağladı. 2020-2025 arasında dünyada seçim kazanmanın formülü olarak görülen merkez siyaset akımı Doğu Avrupa ülkelerinde dahi karşılık buldu.

Merkezin Popülizm Sarmalı

Lakin, bulunan formülün başarısı pek çok ülkede seçim dönemiyle sınırlı kaldı. Öncelikle en temel problem, merkezin herkesi tatmin etme politikası gütmesiydi. Halkın bütününü kapsamak amacıyla her başlıktan kısmî adımlar atıldı. Bu adımlar atılırken kutbun diğer ucundaki siyasiler, merkezi gerçek adımlar atmamakla ve olağana saplanmakla suçladı. Bu tepki seçmende de karşılık buldu. Biden yönetimi parti tabanının giderek artan İsrail-Filistin Savaşı karşıtlığına rağmen gerçek bir........

© Serbestiyet