Müslüm Kabadayı’nın “40. Sanat Yılı Armağanı: Eğitimden Yazına Bir Uzun Koşu” kitabı üzerine
11 Nisan 2026 tarihinde Müslüm Kabadayı’nın 40. Sanat Yılı dolayısıyla Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde bir etkinlik düzenlenmişti. Etkinliği düzenleyen kurul, aylarca çalışmanın ürünü olarak bir de armağan kitap basılmasına karar vermişti. Oldukça hacimli olan bu kitap, etkinlik ile aynı zamanda okuyucularıyla buluştu. Kitap; incelemeler, anılar, şiirler, mektuplar, akraba yazıları, köylülerden yazılar, öğretmen arkadaşlarından yazılar, öğrenci yazıları, veli yazısı, resim-karikatür, röportajlar, gazete haberleri, gazete kesikleri, fotoğraflar ve etkinlik afişleri bölümlerinden meydana gelmekte. Dolu dolu 424 sayfalık bir kitap.
Bana göre Müslüm Kabadayı’nın yaşamı ve yazdıkları birlikte bir ahlaki manifesto olarak görülebilir. Etkinlikte yaptığım konuşmada bunu vurgulamaya çalışmıştım. Kitabın tamamını okuyunca, yediden yetmişe tüm “iltisaklı” olanların da benzer duygu ve düşünceler içinde olduğunu görünce, sadece gerçeği dile getirmiş olmaktan kaynaklı mutluluk duydum. Kitabı tanıtım yazısı yazayım derken kitabı özetleme durumunda kalıyordum. Çünkü, her yazan benzerlikler kadar biricik şeyler de yazıyordu. Sonuçta ister istemez seçmek ve azaltmak durumunda kaldım. Etkinliği ve kitabı düzenleyen kurulun (Sadık Güvenç, Ozan Uyumlu, Zeki Güldü, Zeynel Korkmaz ve Mustafa Akdağ), “Bu inceleme, değerlendirme yazılarının her biri kuyumcu titizliği ile işlenmiş değerli saptamalar içeriyor. Unutmuşsak anımsatıyor, bazen de görmediğimiz yerleri gösteriyor” demesinden dolayı, ben de eserleri inceleme yazılarından tasarruf yapmamaya gayret ettim.
İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Bayram Kaçmazoğlu,”Müslüm Kabadayı, öykülerinde ağırlık olarak Antakya bölgesinde yaşayan çeşitli kesimlerin kültürünü, inançlarını, sosyo-ekonomik sorunlarını, doğa tahribatını, farklı etnik-dinsel-kültürel grupların kendi içlerindeki ve birbirleriyle olan ilişkilerini, sınır ötesinde devam eden ve bölgeyi de derinden etkileyen emperyalist kökenli çatışmaları, tarihsel ve güncel bağlamda konu edinmektedir” demektedir.
Yazar Serpil Çelenk Güvenç, “Değerli yoldaşım Müslüm hemşehrim olur. Birlikte bir eylemde, bir toplantıda bir araya geldiğimizde ya da eserlerini okurken yeterince tanımaya, öğrenmeye fırsat bulamadığım baba yurdumdan bir parçayla buluştuğumu hissederim” demektedir. Bilindiği gibi yazar, Deniz Gezmiş’in avukatı Hataylı Halit Çelenk’in kızıdır.
Şair Yusuf Kaptan, “Ülkesinin dağını taşını yaya olarak sekmeden yaşar. Tıpkı ilkbaharda çayır çimende çiçek toplayan, sekerek kelebek kovalayan çocuklar gibi sever yurdunu. Şahbazdır, durmadan dostluk biriktirir anıların yanı sıra. Kaybolan değerlere ulaşır, bu nedenle zamanın arşivini tutar. Hafızasını da bir arşiv gibi tutar” demektedir.
Şair-yazar Adil Okay, “Zor iş elbette…Gerçeği estetize edip, dönüştürüp öykü diliyle yeniden yaratmak. Popülizm kolaycılığına düşmeden yeni bir dil-üslup oluşturmak. İşte, Müslüm Kabadayı, bunu denemiş öykülerinde. Edebiyatı ve hayatı ciddiye almış, ‘Modası geçti bu temaların” diyenlere inat, insan demiş. Önce insan” demektedir.
Şair-yazar Ali Ozanemre, “Çok okuyan, çok okuduğu için çok anlatım biçimi bilen yazarın anlatımı yalnız kendi anlatımına benziyor, başka hiçbir yazarın anlatımını çağrıştırmıyor. Söz gelimi öyle sözler edeyim ki sanatçı desinler gibi bir kaygısı hiç yok. Ne diyecekse onu, söz oyunlarına sarılmadan en açık, en anlaşılır nasıl söylenebilirse öyle söylüyor, yazıyor. Bu nedenle uzun betimlemelere girişmiyor, işin özüne bir katkısı olmayan konucukları söz arasına sokuşturmuyor, süslemelere kalkışmıyor. Arada ustaca yapılan betimlemeler de yerli yerinde. Bunlar da yazılanların kolay okunmasını sağlıyor” demektedir.
Şair Nevruz Uğur, “Dil en büyük gezgin ise, coğrafyalarda dili arayan, araştıran, derleyen ve ilgililerine yeniden üretim için sunanlar bu gezginin ‘rehberi’dir sanırım” demektedir.
Yazar Recep Yıldırım, “Konusu olan bir sanatçı aydındır Müslüm Kabadayı. Hatay araştırmaları konusundaki yetkinliğini yazdığı kitaplarla kanıtlamıştır. Hataylı sanatçıları, halk ozanlarını tanıtmış, onların eserlerini derlemiş kitap haline getirmiş, getirilmesine yardımcı olmuştur” demektedir. Ayrıca, “Sırtındaki küfeyle Akdeniz’in yamaçlarından işe yarar ne varsa toplayan, onları büyük bir tutkuyla seven, müthiş bir merakla inceleyen ve dönüşünde Anadolu’nun tüm halklarına topladıklarını ayrım yapmadan dağıtmaya çalışan bir insan…” demektedir.
İzmir Bakırçay Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Kemal Dil, “…yeni bir biyografi alt türü, etno-biyografi adıyla çalışmada okuyucuya önerilmiştir. Bu noktada çalışmada, etno-biyografi, özne ile topluluk (etnos) arasındaki varoluşumsal ilişkide, özneyi niteleyen toplumsal ve doğal süreçler, ilişkiler ve dinamikler odağında biyografinin yeni bir türü olarak tanımlanmıştır. Ayrıca bu tanım önerisi, bir aydın, yazar, öğretmen, aktivist olan Müslüm Kabadayı’ya ilişkin uzun yıllara dayalı gözlemlerim, deneyimlerim ve derinlemesine görüşmelerim ışığında örneklendirilmeye çalışılmıştır” demektedir.
Şair Halil Yılmaz Hıtmiye, “Kabadayı öykülerinde, yaşadığımız topraklarda düşle yaşamın gerçekliğini,........
