menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sendikanın kapısı işyerinden açılır: Hollanda’da göçmen işçinin üyelikten karar gücüne geçmesi üzerine

15 0
16.08.2026

Hollanda’da sendikalar hâlâ milyonlarca çalışanın ücretini ve çalışma koşullarını etkileyen toplu sözleşmeler imzalıyor. Buna rağmen sendikal örgütlülük giderek daralıyor. CBS verilerine göre 2025 yılında çalışanların yüzde 15’i bir sendikaya üyeydi. Toplam üye sayısı 1,4 milyonun biraz üzerinde kaldı ve 1962’den bu yana en düşük düzeye indi. Aynı ülkede çalışanların yaklaşık dörtte üçü bir toplu iş sözleşmesinin kapsamındaydı. Ortada açık bir çelişki var. Toplu sözleşmeler geniş bir kesime ulaşıyor, fakat onları mümkün kılan örgütlü taban küçülüyor. 

Bu daralma sayıların ötesinde bir şey anlatıyor. Sendika ile işçi arasındaki ilişki de zayıflıyor. İşçi ücret artışından yararlanıyor, toplu sözleşmenin sağladığı hakları kullanıyor, gerektiğinde hukuki destek arıyor. Fakat çoğu zaman hangi taleplerin öne çıkarılacağına karar vermiyor, müzakere sürecine katılmıyor ve işyerinde birlikte hareket edebileceği bir sendikal yapı görmüyor. Sendika onun adına konuşan bir kuruma, işçi de sonuçlardan yararlanan bir izleyiciye dönüşüyor. 

Bu mesafe göçmen işçiler söz konusu olduğunda daha da büyüyor. 

Önceki yazımda çok dilli bir hak ve dayanışma hattından sektör komitelerine, oradan kalıcı sendikal güce uzanan bir yol önermiştim. Bu yolun en zor kısmı ilk teması kurmak değil, teması örgütlü ilişkiye çevirmektir. Bordroyu açıklamak, hukuki destek sunmak ve işçiye kendi dilinde ulaşmak değerlidir. Fakat bunların hiçbiri tek başına işyerinde güç yaratmaz. Güç, aynı sorunu yaşayan işçilerin birbirini bulması, ortak talep belirlemesi ve birlikte davranabilecek bir yapı kurmasıyla ortaya çıkar. 

Üye saymak güç biriktirmek değildir 

Bugünkü sendikal modelde işçi çoğu zaman bir sorun yaşadığında sendikayı hatırlar. Üye olur, danışmanlık alır ve dosyasının sonucunu bekler. Sorun çözüldüğünde ilişki de büyük ölçüde sona erer. Böyle bir bağ sendikayı gerekli bir hizmet kurumuna dönüştürebilir, fakat mücadele örgütü kuramaz. 

Hukuki destekten ve bireysel danışmanlıktan vazgeçilemez. Sorun, bunların örgütlenmenin yerine geçmesidir. Başarı yalnızca kaç kişiye ulaşıldığıyla değil, bu işçilerin kaçının kendi işyerinde düzenli bağ kurduğu ve ortak hareketin sorumluluğunu üstlendiğiyle ölçülmelidir. 

Göçmen işçinin yaşadığı güvencesizlik bu dönüşümü zorlaştırıyor. Özellikle Uitzendbureau (Hollanda'daki İŞKUR benzeri kurum) üzerinden çalışan bir işçi için işini kaybetmek bazen aynı anda gelirini, evini, ulaşımını ve sağlık sigortasını kaybetme tehlikesi anlamına geliyor. Hollanda İş Müfettişliği de bazı aracı şirketlerin iş, barınma, ulaşım ve sigortayı tek pakette toplamasının bir kazanç ve baskı aracına dönüşebildiğini belirtiyor. Böyle bir düzende işçiye yalnızca haklarını anlatmak yetmez. Hakkını kullandığında karşılaşacağı riski birlikte göğüsleyebilecek bir güç kurulmadıkça bilgi, kâğıt üzerinde kalır. 

Göçmen işçi elbette tek tip değildir. Yıllardır Hollanda’da yaşayan ve kadrolu çalışan Türkiyeli ya da Faslı bir fabrika işçisiyle, birkaç ay önce bir aracı şirket üzerinden ülkeye gelen Polonyalı veya Rumen bir işçinin koşulları aynı değildir. Birinin dil bilgisi ve sendikal deneyimi daha güçlü olabilir, diğerinin işiyle birlikte evi de tehlikededir. Bu farklar ayrı örgütlenme adaları kurmanın gerekçesi değil, doğru bağları kurmanın başlangıç noktasıdır. 

Uzun süredir burada yaşayan göçmen işçiler, yeni gelenlerle sendika arasında önemli bir köprü olabilir. Bu bağ kendiliğinden kurulmaz. Güvenilen işçiler, iş arkadaşları tarafından vardiya temsilcisi olarak seçilmeli, FNV üyesi olanlar aynı zamanda yönetici olarak sorumluluk........

© sendika.org