Marx’ın İktisadi Düşüncesinin Oluşumu
Marx ve Engels’in teorik dünyalarını nasıl inşa ettikleri, hangi konu ve kavramlardan yola çıkarak Marksizm diye nitelendirilen düşünce sistemine ulaştıklarının izini sürmekle sadece bu entelektüel yolculuk hakkında merakımızı gidermekle kalmayız, onların inceledikleri ve halen içinde yaşadığımız kapitalist dünyanın çelişkilerini ve geleceğini kavramamız konusunda önemli vargılara ulaşabiliriz.
Ernest Mandel, “Marx’ın İktisadi Düşüncesinin Oluşumu” adlı kitabında Marx ve Engels’in iktisadi düşünce dünyasının ortaya çıkışı ve gelişim hakkında son derece açık ve detaylı bir analiz ortaya koyuyor. Mandel’e göre, Marx ve Engels’in başlangıç noktaları aynıydı. İkisi de Hegel diyalektiği, Bruno Bauer’in özbilinci ve Feurbach’ın hümanizmini eleştirerek felsefe ile yola çıkmışlardı. Sonra İngiliz ve Fransız sosyalizmi ile tanıştılar. Bu tanışma Marx için kendi çağının mücadele ve özlemlerine ilişkin düşüncelerini düzenlediği bir araç olurken, Engels için aynı rolü İngiliz sanayisi oynamıştı.
Ernest Mandel, Marx’ın İktisadi Düşüncesinin Oluşumu, çeviren: D.Işık, 3.Baskı, 2000, Yazın Yayıncılık, 204 sayfa.
Mandel’in saptamasıyla Marx 1842 yılında entelektüel gelişmesinin ilk adımını atarak felsefeden politikaya geçer. İnsanın yabancılaşmasının kaynağı olarak öncelikle para, özel mülkiyetle birlikte ele alınır. “Hegel’ci Hukuk Felsefesinin Eleştirisi’ne Giriş’te” Marx proletaryayı kendi kurtuluşunun bizzat yaratıcısı olarak ele alır. Böylelikle bu, bir bütün olarak insanlığın kurtuluşu olacaktı. Proletaryanın özel mülkiyetin olumsuzlayıcısı olarak keşfi hâlâ felsefi sınırlar içinde kalıyordu. Proletaryanın üretim süreci içinde aldığı yerin, onun kurtuluş gücünün temeli olduğunu henüz kavramamıştı. Onun komünizmi hala özünde felsefe idi. Komünizm fikrine Marx’tan önce varmış olan Engels’in komünizmi de özünde felsefi idi. Engels’e göre komünizm en başta burjuvaziye ve entelektüellere sesleniyordu.
Mandel, Engels’in Avrupa’nın üç büyük uygar ülkesi olan İngiltere, Fransa ve Almanya’da toplumsal düzenlemelerde ortak mülkiyete dayalı topyekün devrimin acil ve kaçınılmaz bir zorunluluk olarak gördüğünü aktarır. Engels’e göre; İngilizler ülkelerindeki sefalet, ahlak bozukluğu ve yoksulluğun hızlı artışıyla, Fransızlar politik taleplerine toplumsal özgürlük ve eşitliği ekleyerek, Almanlar da felsefi olarak yani ilkeler üzerinde düşünmekle komünist olmuşlardır. Engels’in felsefi komünizmden proleter komünizme varmasını sağlayan şey, kendisinin İngiltere’de büyük ölçekli sanayinin yarattığı gerçek proletarya ile onun yoksulluğu, aynı zamanda kolektif gücü ve örgütlenme yeteneği ile karşılaşması olmuştur.
Mandel’e göre Marx, işçi sınıfı kitlelerini kavrayıp onların yabancılaşmasına son verecek toplumsal devrime olan ihtiyacın farkına varmalarını sağlayacak radikal toplum teorisini hazırlamak için çıkış noktası olarak salt devletin olumsuzlanmasını almak yoluyla Hegel’in felsefesini eleştirmenin yeterli olmadığını görmüştür. Ve kendini büyük iktisatçıların yazılarında bulunan burjuva toplumunun anatomisini incelemeye........
© sendika.org
