Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’nda bizi ne bekliyor?
18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de 2026-2030 "Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı" yayımlanarak yürürlüğe girdi[1]. Onların tanımladığı dört başlıkla (Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet) devasa bir kamu-özel sektör işbirliği hedefleniyor.
Devletin ‘1 trilyon lirayı aşan ekonomik değer’ ve ‘milli teknoloji atılımı’ söylemleriyle duyurduğu bu eylem planı, nötr bir teknolojik atılım değil. Plan, doğrudan sanayi, bankacılık, inşaat, enerji, savunma sanayi ve medya holdinglerinin ve bir bütün olarak mali oligarşinin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş durumda. Haliyle bu tip eylem planları-strateji metinlerini de hedefimize koyup örgütlenme faaliyetinin bir parçası haline gelmesi zorunlu.
Açıkça söylemek gerekir ki bu eylem planında asıl hedeflenen, kamusal kaynakların ve genel olarak toplumun verilerinin merkezileşen sermayeye açılması, “dijital okuryazarlık” ve “uzmanlaşma” adı altında piyasanın ihtiyaçlarına göre esnek-güvencesiz bir şekilde emeği yeniden disipline etmektir. Devlet tüm bunların maliyetini doğrudan üstlenecek, kamusal veriyi sermayeye “bedava hammadde” olarak sunacak.
Bu strateji metinlerini, eylem planlarını nasıl okuyabiliriz? Elimizdeki örnek 18 Ağustos’ta yayımlanan Yapay Zekâ Eylem Planı’ndan iki başlığı alalım:
Burjuva ideologları sık sık toplumsal bir nitelik kazanma veya "çağı yakalama" olarak sunduğu kitlesel dijital okuryazarlık meselesini öne çıkarıyor. Özünde işgücünün sermayenin yeni üretim araçlarına uyarlanması süreci olduğu gizleniyor. Buradaki temel hedef, toplumun teknolojik imkânlarla güçlendirilmesi değil aksine toplumsal emeğin dijitalleşen üretim süreçlerine sorunsuz uyum sağlayacak biçimde disipline edilmesidir. Hedeflenen 5 milyon kişinin bu eğitimden geçirilmesi, sermayenin ihtiyaç duyduğu esnek ve teknolojiye duyarlı işgücü havuzunun devlet eliyle ve kamusal kaynaklarla kitlesel ölçekte hazırlanması anlamına gelir. İşgücünün eğitimi tüm büyük sermaye birikim süreçlerinde kritik hale geliyor ama aynı zamanda eğitim verilen yeni işçi bölüklerinin de emeğinin hızla değersizleştirilmesi demektir.
Bir diğer kısım olarak 2 bin kamu veri setinin "makine tarafından okunabilir" şekilde Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden açılması, toplumsal verilerin metalaştırılması sürecinin ilk adımı olduğunun somut örneğidir. Toplum, kamusal hizmetleri kullanırken (e-devlet gibi) etkileşim sonucunda ortaya devasa bir işlenmemiş veri de açığa çıkarıyor, "açık veri" sermayenin yapay zekâ modellerini eğitip kullanacağı bedava bir hammaddeye dönüştürülmek istenmektedir. Yapay zekâ için verilerin toplanması, büyük kütüphaneler dahil ikinci el kitapları bile toplayıp-taratıp veri haline getirilmesi bir yandan da yapay zekanın veri havuzunun sınırlarına dayandığını gösteriyor. Devletin kamu veri setlerini açması bu teknoloji için de kritik bir karar. Böylece toplumun verisi, kapitalist birikimin hizmetine sunulacak. Sadece Koçlara, Sabancılara değil aynı zamanda küresel teknoloji tekellerinin Türkiye pazarına girişinin ve kamu verisine erişiminin de hukuki-ekonomik zeminini hazırlıyorlar.
Bununla beraber eylem planında yapılan hukuki çerçeve vurgusuna baktığımızda bir diğer hedefin de sermayenin dijital alandaki hareket kabiliyetini güvence altına alan ve piyasa ilişkilerine yasal meşruiyet sağlayan üstyapı kurumlarının inşası olduğunu söylemek gerekir. Buradaki hukuksal düzenleme arayışı yapay zekâ yatırımları için öngörülebilir ve güvenli bir piyasa ortamı yaratmayı amaçlıyor. Verilerin kontrolü, paylaşımı, kimlere açılacağı, kimlerin kullanacağı gibi konularda hukuksal anlamda önlerine engel çıkmaması için şimdiden bunun arayışı ve düzenlemesi gerçekleştirilmeye çalışılıyor.
Genel olarak “dijital ayak izleri” ahlaksal bir çerçevede değerlendiriliyor. Bu bir yanını oluştursa da asıl olarak sermaye tarafından emek ve doğa yağmasının yanında toplumsal verilerin de yağması anlamına geliyor.
Bir önceki yazım Hiper Ölçekli Dijital Bulut Bölgeleri incelemeye çalıştığım 1 GW kapasiteli veri merkezi kuruluşunu da içeriyor. Bununla beraber “Herkes için GPU” göz boyaması da yapılıyor. Buradan şunu anlamalıyız;
Bu plandaki yıllık 2 ila 20 milyon GPU-saatlik kaynak tahsisi yapılacak. Bu ne demek? Yapay zekâ geliştirmek isteyen ancak bunun için gereken donanım gücüne bütçesi yetmeyen şirketlere, girişimcilere, devlet tarafından belli bir süre boyunca ücretsiz işlemci gücü sağlanacak. Bu bir taraftan KOBİ’leri kapitalist dijital dönüşümü gerçekleştirmeye zorluyor. Diğer taraftan KOBİ’leri ve girişimcileri destekleme maskesi altında, büyük teknoloji sermayesi için riskin kamusallaştığı bir 'alt-pazar' haline getirmekle kalmıyor, devlet bütçesinden KOBİ’lere ve girişimlere sağlanan bu işlemci desteğiyle KOBİ’lerin verilerini nihayetinde büyük platformlar veya diğer sermaye grupları tarafından kullanıma açılmasını da sağlıyor.
Aynı GPU desteği üniversitelere de sağlanacak. “Girişimci üniversite” modellerinin baskın hale gelmesiyle neredeyse ücretsiz........
