Kendi külleri altında uyuyanlar
Bazı tarihler vardır; ağırlığı insanlığın omzundan hiç eksilmez. Bir eli hep insanlığın yakasındadır. Kendi ateşlerini kendileri yakmışlardır ve kendi küllerinin içinden konuşurlar. Her tamamlanmamış iş gibi kendilerini hatırlatırlar. Cellatlarını ansızın uykularından uyandırırlar. Dosta bilinç ve cesaret taşır düşmana yeni yeni tedbirler aldırırlar. 12 Eylül 1980 de öyle bir tarihtir. Kendini unutturmaz çünkü ateşe atılan her bir parça kendi külleri altında tarihsel uykusundan uyandırılmayı bekler.
12 Eylül 1980 darbesi 39 bin ton kitap ve derginin yakıldığı bir yok ediştir. Zindanlara konan üretken insanları bedenen değil fikren de yok etme arzusudur. Toplumsal hafızayı ve onun arkasındaki emek düşünsel ve zihinsel birikimi silme çabasıdır. Kim bilir o dergi ve kitaplarda ne emekler verilerek, ne anılar biriktirilerek yazılmış şiirler, makaleler, öyküler ve düşünceler vardı. Bir kitabın sayfalarında yalnızca kelimeler bulunmaz. Bir insanın emeği, düşüncesi, umudu ve hayatından kopardığı zaman vardır. Bir şiirin arkasında yaşanmışlıklar, bir makalenin arkasında düşünsel bir mücadele, bir kitabın arkasında insanlığın biriktirdiği hafıza vardır. Yakılan yalnızca kâğıt değildir. Tüm bu birikim süreciyle birlikte insanlığın güzel günlere olan biriktirdiği toplumsal hafızadır. 12 Eylül deyince hemen gözümüzün önünde, 17'lik yaşı büyütülmüş bir çocuğun kararlı ve inançlı duruşu canlanır. O kararlı duruş ve inanç çağdaşlarına umut olmasın diye idam edilmiştir Erdal Eren. Onun için Erdal’ın mahkeme salonundaki bakışı bir hakimin yüzüne değil bir tarihin yok edilişine bakışıdır. Onun için Erdal Eren ismi sıradanlığı aşıp tarihselliği bize hatırlatan isimlerdendir. Tıpkı yok edilen tüm aydınların devrimcilerin isimleri gibi.
2 Temmuz 1993 de böyle bir tarihtir. Ağırlığıyla ve insanlığın yakasına yapışmış yanan eliyle kendisini sürekli hatırlatır. 2 Temmuz sadece; yaşam ve düşünce hakkının göz göre göre ateşe verildiği bir otelin koridorlarından sonra, peşi sıra gelen ağır hukuksuzluklar süreci değildir. Hakikatin, toplumsal hafızanın, edebiyatın ilerici değerlerin barışın ve kardeşliğin filizlenmesini engelleme girişimidir. Doğru düşünme biçiminin toplumsallaşıp ete kemiğe bürünmesine tahammül edemeyen piyasacı rantçı kavgadan beslenen bir avuç para düşkünü insanımsı canlıların ülkeye çökmek için karanlığı tercih etmeleridir.
Bugünlerde Alevilik tartışması yeniden alevlendi. “Alevlendi” kelimesini kullanmak bile bir halkın tarihinde çektiği acıları, yakılanları ve sürekli budanan dallarını yeniden gün yüzüne çıkarıyor. Çünkü bazı yaralar yalnızca geçmişte kalmaz. Toplumların hafızasında yaşamaya devam eder. O yaralar kabuksuzdurlar. İçten içe kimsenin görmediği yerde kendisini devamlı kanatır. Kanatır ki yara........
