menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir kırık badem dalı: Ayten Öztürk

6 0
30.07.2026

Bir geceye tükürebildi Bir de suratına celladın. Sonra. Sonrasına izin vermediler. Önce sesini bıçakladılar Ayten’in Sonra kanadını kırdılar, namuslu ellerini. Sonrasına dilim varmıyor kirve.. Oracıkta dara çekerler.. 

8 Ağustos 1992 günü Öztürk ailesinin evinin telefonu acı acı çaldığında herkesin içine bir ürperti düşmüş, odada bulunanların hiç birisi yerinden kalkıp da ahizeye uzanamamıştı. Telefon da inatçı mı inatçı; susmak nedir bilmiyordu. Sonunda, telefonun ısrarına dayanamayarak "Haydi hayırlısı!" diyerek yerinden kalktı Dilif Ana. "Ne olur güzel bir haber olsun artık ya Hızır! Yetmedi mi bizim çektiğimiz ? Nedir bu başımıza gelenler böyle !" diyerek uzattı elini acı acı çalmakta olan telefona.

Odadakilerin hepsinin gözleri ona dikili, ağzından çıkacak tek bir ismi bekliyorlardı. Biliyorlardı ki o ismi söylerken sesinin alacağı tını ile ya cennetin kapıları açılacaktı önlerinde ya da cehennem karanlığına gömüleceklerdi hep birlikte. O kadar keskin bir yol ayırımının titreyen mum ışıkları idiler sanki.

Arayanın Elazığ Emniyet Müdürlüğü'nden bir yetkili olduğu anlaşılınca hepsi birden nefeslerini keserek dinlediler konuşmayı. Sonrasında "Ayten?" diyen sesi duyulur Dilif Ana'nın, "Evet kayıp !" der heyecanla... "Ceset mi buldunuz ?" Ve karşı taraftan gelen "morg" sözcüğü ile birlikte kayıp gider elinden telefon, yığılıp kalır olduğu yere.

Ayten ikinci kızlarıdır yedi çocuklu Öztürk çiftinin. 1958 yılında dünyaya gelen ilk çocukları Aysel’den sonra doğan ikinci çocukları.

Üçüncü çocukları da kız olunca Yeter adını koymuşlardı ona. Yıllar sonra, "Tanrı yeter dediğimi duymuş olmalı ki ardından bir oğlan çocuğu verdi bana, Hüseyin dedik ona da" diye anlatacaktı Hıdır Baba.

Hüseyin’den sonra bir kızları daha olur, Makbule. Ve Tuncer adını verirler sonuncu erkek çocuklarına.

İşte bu iki erkek beş kız kardeşin ikincisi idi Ayten. Çocuklarının en narini, en sessizi, en uysalı. Bugüne kadar herhangi birisiyle bir problem yaşadığı ya da herhangi bir konuda yüksek sesle itiraz ettiği bile görülmemişti onun. Politikayla desen en küçük bir ilgisi yoktu; ne etliye ne sütlüye karışan cinsten. Hem nasıl olsun ki zaten? Başlarında Hıdır Baba gibi bir baba varken.

Hiç yanlış anlaşılsın istemem, hemen ekleyeyim, kötü biri değildi Hıdır Baba. Aksine, içine doğduğu Alevi öğretisinin en temel etik ve ahlaki kuralı olan "Eline, beline, diline sahip ol" değerleri ile yetişmiş, adalet duygusuyla yoğrulmuş ve en önemlisi insan sevgisiyle dolu biri olarak, tanıyan herkes tarafından sevilip sayılan biridir kendisi. 1935 yılında, Dersim’in Taptik köyünde doğmuş ve Türkçeyi de bir saat uzaklıktaki Fındıkan köyündeki ilkokula giderek öğrenmişti. Malatya’da yatılı okunan ortaokul ve ardından gelen lise diploması. Bıraksalar daha devam edecektir öğrenimine ama devir yokluk, yoksulluk dönemi. İleride, kendi çocuklarına yüksek tahsil yaptırma hayaliyle başlar Hozat’taki ilk devlet memurluğu görevine.

Dilif Öztürk ile yaptığı evlilikten iki yıl sonra doğar ilk kızları Aysel. Sonra gelir diğerleri. Kendi kendine verdiği çocuklarımı okutacağım sözünü hiç bir zaman unutmaz Hıdır Baba, verdiği sözü tutar da. Bütün ömrününü onların iyi bir eğitim görmeleri, aydınlık yüzlü ve topluma faydalı bireyler olarak yetişmeleri için harcar. Ekonomik durumu çok mu iyidir yedi çocuğun yedisini de okutmak için? Hiç de değil. Ama çocuklar yetişir imdadına. Okul tatillerinde köye gidip çalışarak hem okul masraflarını çıkarırlar hem de katkıda bulunmuş olurlar mütevazı aile bütçelerine.

Tunceli Öğretmen Okulu'ndadır Aysel 1970’li yılların ikinci yarısında.

12 Mart ile toplumun üzerine serpilen ölü toprağının yeni yeni atılmaya başlandığı dönem. Evlerin, işyerlerinin duvarlarının Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya afişleriyle donatıldığı, Devrimci Yol, Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, Halkın Birliği gibi sol içerikli dergilerin çıktığı okul kantinlerindeki masaların bile bu dergilere göre paylaşıldığı yıllar.

Halkın Kurtuluşu dergisinden yana yapar tercihini Aysel. Ezilen ulus der, ulusların kaderlerini tayin hakkı der, Kürt ve Türk halklarının kardeşliği, ortak mücadele, kurtuluş sosyalizmde...

Ve babası ilk defa korkmaya başlar çocukları için. Ya kendi inisiyatifinden çıkarlar da örgütlere bulaşırlarsa? Ya bu nedenle başlarına bir şey gelir de onlara yardımcı olamazsa? Ya onları bu dünyanın kötülüklerinden koruyup kollayamazsa?

Baba daha bu sorulara cevap ararken aynı okulda okuyan, kendileri ile aynı dili konuşan Bingöllü Selim Çürükkaya adında bir delikanlıya kaptırır gönlünü Aysel. Okuldaki diğer çocuklardan farklı olarak "Kürdistan sömürgedir" demektedir Selim, sömürgecilere karşı ulusal kurtuluş mücadelesini yükseltmek gerekir.

Hıdır Baba, yaklaşan tehlikeyi sezmiştir sezmesine ama Aysel’in kendi insiyatifinden çıktığını, ne dese artık kızına kâr etmeyeceğini anlamıştır aynı zamanda. Çaresiz razı olur evlenmelerine.

Hem de ne evlenme ama. Pir nikahı yapılır baba evinde Aysel'e, sonra imam nikahı damat evinde. Devlet desen çoktan tanıkların huzurunda imza altına almıştır her iki gencin özgür iradeleri ile evet dediklerini bu birlikteliğe.

İşte bu olaydan sonra iyice kol kanat gerer olmuştur geride kalan çocuklarına. Hele de Aysel’in, Urfa’ya gitmek isterken dönemin PKK kadrolarından Mazlum Doğan ve Yıldırım Merkit ile aynı arabada yakalanıp Diyarbakır zindanına atılmasından sonra. Hayatlarının miladı gibidir bu olay. Hep bu yakalanmaya göre anlatılır olur olaylar, Aysel yakalanmadan önce ya da Aysel yakalandıktan sonra başlayan cümleler eşliğinde.

Bu milat nedeniyle günlük politikadan bile uzaklaşır Hıdır Baba. Politika onun gözünde artık kızının başını yakan, ailesini perişan eden, bulaşılmaması gereken bir şeydir ve çocuklarını bundan uzak tutmak için elinden ne gelirse yapmalıdır. Yapar da. Aman çocuklarım politikaya bulaşmasın, başlarına bir şey gelmesin, hep benim kanatlarım altında güvende olsunlar diye elinden geleni, hatta fazlasını bile yapar. Diyarbakır Cezaevi'nde yatan ablaları Aysel’in görüşüne bile götürmez onları, kendi dünyalarında yaşamaya........

© sendika.org