Değişim mi, çöküş mü?
On yıllardır Avrupa’daki ana akım partiler, aşırı sağa karşı güvenlik duvarları kurarak II. Dünya Savaşı’nın travmasını aşabileceklerine inanıyordu. Ama artık işler değişti. Aşırı sağ birçok ülkede hızla güç kazanıyor.
Bu yükseliş özellikle Hollanda, İtalya ve Avusturya'da belirginleşti. Hollanda’da Geert Wilders’ın Özgürlük Partisi ve İtalya’da Giorgia Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri Partisi merkez sağ partileri çoktan geride bırakıp iktidara geldiler. Avusturya'da ise son seçimlerde Herbert Kickl’in aşırı sağcı FPÖ partisi birinci oldu. Göçmen ve İslam karşıtı olan ve AB’ye şüpheyle bakan FPÖ, 1956’da eski bir SS subayı ve Nazi milletvekili tarafından kurulduğu için, modern Avrupa’daki aşırı sağ partilerin ‘büyükbabası’ olarak görülüyor.
Aşırı sağın yükselişi Fransa, Almanya, Belçika, Finlandiya, İspanya ve İsveç’te de dikkat çekiyor. Marine Le Pen’in RN Partisi, Fransa’da ana akım partileri geride bırakarak parlamentonun en büyük partisi oldu. Almanya’da AfD, son seçimlerde üçüncü büyük parti konumuna geldi. Belçika’da milliyetçi Flaman partisi seçimleri kazanırken, onu aşırı sağcı Vlaams Belang takip etti. Finlandiya, İspanya ve İsveç’te de benzer bir yükseliş gözleniyor.
Aşırı sağ Avrupa’nın birçok ülkesinde güç kazanırken, bu partilerin hepsi aynı çizgide değil. Bazıları otoriter ve anti-demokratikken, bazıları da demokratik çerçeveyi koruyor. Genel olarak hepsi göçmen karşıtı; kimi sınırların kapanmasını istiyor, kimiyse yerleşik göçmenlerin sınır dışı edilmesini savunuyor. Bazıları........© Şalom
