Umut ya da umutsuzluk
Televizyondan akşam haberlerini izliyordum. Muhabirin pazarda mikrofon tuttuğu yaşlı adamın sesiyle bir anda irkilmişim. Adam, yoksulluğun, yoksunluğun, hiçbir şeye yetişememenin umarsızlığıyla yakınıyordu: “Yalnızca umudum vardı, o da kalmadı artık!”
Umudun tükenmesi! Birçok çağrışımın yüklendiği bu sözcükle birlikte, o anda neler geçmedi ki aklımdan: Mutsuzluk, ağırlaşan yaşam koşulları, güvensizlik, kötülük, kısaca hayat boyu karşılaşabileceğimiz tüm olumsuzluklar. Antik Yunan’da geçen Pandora’nın Kutusu söylencesinde, kutu açıldığında tüm kötülükler dünyaya yayılmış, yalnız umudun kurtarıldığı anlatılır. Nitekim en güç zamanlarımızda, en son yitirdiğimiz umut olmuyor mu? Yaşlı adamın yakınmasını izlerken, artık umut da mı elimizden kaçıyor diye düşünmüştüm.
Kimi anlatılarda iki tür umuttan söz edilir: Dayanma ve direnme gücü sağlayan gerçekçi umut ile bizi her türlü şekilde aldatan, acımızı uzatan kör umut. Gerçekçi olan, kendi özgür irademizle bizi bir beklentiye sokarken, kör olana çoğu kez bizim dışımızdakilerin etkisiyle sürükleniriz.
Ne olursa olsun umut her zaman ve hepimiz için........
