Dünyâ Neden Kalbimize Yetmiyor?-1
Çünkü insan sâdece dünyâ için değil, ebedî saâdet için yaratılmıştır.
BİR GENCİN KALBİNDEN YÜKSELEN SORU
Bâzen insan kalabalığın içinde yalnız kalır.
Evindedir ama içine sığamaz. Arkadaşları vardır ama yine de eksik hisseder. Telefonu elindedir; internet açıktır; oyunlar, videolar, mesajlar, müzikler, gezmeler, alışverişler, hedefler, başarılar vardır. Fakat içinden bir ses yine de şöyle der:
“Bu kadar mı?”
İnsan bâzen neyi aradığını tam bilmez; ama bulduğu şeylerin kendisine yetmediğini hisseder. Bir şey ister, elde eder; sevinci kısa sürer. Yeni bir şey ister, ona da alışır. Sonra daha yenisini, daha büyüğünü, daha güzelini ister. Fakat kalbin içindeki o derin boşluk yine tam kapanmaz.
İç dünyâsında bu soruyu taşıyan bir genç kardeşimiz, aslında çoğumuzun zamân zamân hissettiği çok derin bir meseleyi sordu:
“Hocam, biz neden bu dünyâda sıkılıyoruz? Neden dünyâya tam sığamıyoruz? Neden birçok şey bize yetmiyor? Neden doymuyoruz? Neden bâzen içimizde yetersizlik, huzursuzluk ve eksiklik hissi oluyor? Îmânımız var, namâzımız var; ama yine de dünyâ bâzen dar geliyor. Bunun sebebi nedir?”
Bu soru, sâdece namâz kılan bir gencin değil; hayâtın anlamını, içindeki boşluğu ve kalbinin neden doymadığını düşünen herkesin sorusudur.
KISA CEVÂP: İNSAN KALBİYLE DÜNYÂDAN BÜYÜKTÜR
Aziz kardeşim,
Önce şunu bil: Bu soruyu sorman yanlış değil. Hatta bu soru, kalbinin hâlâ hakîkati aradığını, ruhunun derin bir mânâ peşinde olduğunu gösterir.
İnsanın bu dünyâda zamân zamân sıkılması, dünyâya tam sığamaması, hiçbir şeyle tamâmen doymaması sâdece psikolojik bir hâl değildir. Bunun îmânî, fıtrî ve çok derin bir mânâsı vardır.
Kısa cevâp şudur:
İnsan, cismiyle değil; kalbi, ruhu, ebed arzusu ve mânâ arayışı........
