menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Risale-i Nur Külliyatında Esma Kavramı ve Terkipleri

6 0
11.03.2025

Hadis-i şeriflerde Allah'ın 99 ismi olduğu rivayet edilir. Bunu alimlerimiz Esma-i hüsna olarak adlandırır. Allah’ın isimlerinin çok sayıda olduğunu da ayrıca belirtiler. Cevşenil Kebir de 1001 isimden bahis edilir.

"Allah’ın 99 ismi vardır. Yüzden bir eksik. Bu isimleri bir kimse ezberlerse (hıfz) Cennet’e girer. O tektir, teki sever.” (Buhârî, De’avât, 68, VII, 169)

"Allah’ın 99 ismi vardır. Kim bunları sayarsa (ihsâ) Cennet’e girer.” (Tirmizî, De’avât, 83

Kuran-ı Kerimde de bu isimlerin ekserisi geçmektedir.

اِسْم kelimesi"İsim ve sıfat ve hâsiyet gibi eşyayı birbirinden ayırıp temyiz ve tayin eden alâmet ve nişanlardır; yahut insanlar arasında münkasım olan lügatlardır." (İşarat-ül İ'caz – 211)

Yukarda tarif edildiği gibi isim eşyayı temyiz ve tayin etmede kullanılan işaretlerdir. Ahmet, Ayşe, ağaç, taş gibi isimlendirmeler temyiz ve tefrik içindir.

Müminler Cenâb-ı Hakkı eser, fiil, esma, sıfat ve şuunlarıyla tanımaya çalışır ve iman eder.

"Zira, eserin kemali bilmüşahede fiilin kemaline, fiilin kemali bilbedahe ismin kemaline, ismin kemali bizzarure sıfatın kemaline, sıfatın kemali hads-i yakînle şuunatın kemaline delalet eder. Şe'nin kemali ise, hakkalyakîn bir suretle Zâtın kemalini gösterir." (Mesnevi-i Nuriye – 20)

Eşyanın hakikatı Allah'ın esmasının cilveleridir. İsimleri okudukça ve bu isimlerin tecellilerine mazhariyet arttıkça insanın imanı inkişaf eder.

"Hattâ muhakkikîn-i evliyanın bir kısmı demişler: "Hakiki hakaik-i eşya, esma-i İlahiyedir. Mahiyet-i eşya ise o hakaikin gölgeleridir." (Sözler – 698)

"İşte hakaik-i eşyanın esma-i İlahiyeye dayandığını ve istinad ettiğini, belki hakikî hakaik, o esmanın cilveleri olduğunu ve herşeyin çok cihetlerle, çok dillerle Sâni'ini zikir ve tesbih ettiğini anla." (Sözler – 631)

"Cenab-ı Hakk'ın bütün esmasıyla hakikî bir surette tecelliyatı var. Bütün eşyanın, Onun icadıyla bir vücud-u ârızîsi vardır. Ve o vücud çendan Vâcibü'l-Vücud'un vücuduna nisbeten gayet zaîf ve kararsız bir zıll, bir gölgedir; fakat hayal değil, vehim değildir. Cenab-ı Hak, Hallak ismiyle vücud veriyor ve o vücudu idame ediyor." (Mektubat – 85)

Bazı tasavvuf ehlinin dediği gibi eşya yok değildir. Allah’ın varlığına bağlı bir vücutları vardır. Gölge gibi bir arizi vücutları vardır. Her şey Cenâb-ı Hakka birer ayinedir. Bunlara bakarak Allah'ın fiil, isim, sıfat, şuununu görürüz. İsim, sıfat ve şuun ondandır fakat O değildir. Bu tecellilerin her bir varlıkta farklı tezahürleri vardır.

"İnsan çendan bütün esmaya mazhar ve bütün kemalâta müstaiddir." (Sözler – 336)

"Hem külliyet ve cüz'iyet ve zılliyet ve asliyet itibariyle cilve-i esma, başka başka suret alıyor." (Sözler – 336)

Peygamberimizin(asm) büyüklüğü Cenâb-ı Hakk'ın bütün isimlerine asliyette azami derecede mazhariyetten kaynaklanır. Diğer peygamberlerin büyüklüğü de mazhar olduğu isimlerin sayısıyla ve dereceleriyle alakalıdır. Peygamberler Allah'ın isimlerine azami derecede asliyette mazhar iken evliyalar da bu isimlere zıllde azami derecede mazharlardır. Allah'ın veli kullarının büyüklüğü de mazhar olduğu esma sayısına göre değişir.

İmanı billah, marifetullah ve muhabbetullah da terakki etmenin yolu Cenâb-ı Hakk'ın esmasını doğru okumaktan geçmektedir.

"Hazret-i Âdem'in melaikelere karşı kabiliyet-i hilafet için bir mu'cizesi olan talim-i esmadır ki, bir hâdise-i cüz'iyedir. Şöyle bir düstur-u küllînin ucudur ki: Nev'-i beşere câmiiyet-i istidad cihetiyle talim olunan hadsiz ulûm ve kâinatın enva'ına muhit pek çok fünun ve Hâlıkın şuunat ve evsafına şâmil kesretli maarifin talimidir ki; nev'-i beşere değil yalnız melaikelere, belki semavat ve arz ve dağlara karşı emanet-i kübrayı haml davasında bir rüçhaniyet vermiş." (Sözler – 246)

Marifetullah ve muhabbetullah da terakki insana verilen istitad ve kabiliyetlerinden dolayıdır. Diğer mahlukata rüçhaniyeti Esma-i ilahiyeye mazhariyetinden kaynaklanır.

"Hattâ hakiki fenn-i hikmet, "Hakîm" ismine ve hakikatli fenn-i tıp "Şâfî" ismine ve fenn-i hendese "Mukaddir" ismine ve hâkeza her bir fen, bir isme dayandığı ve onda nihayet bulduğu gibi bütün fünun ve kemalât-ı beşeriye ve tabakat-ı kümmelîn-i insaniyenin hakikatleri, esma-i İlahiyeye istinad eder." (Sözler – 698)

Bütün bilim dalları Cenâb-ı Hakk'ın bir veya iki ismine dayanmaktadır. Gerek kesbi gerekse vehbi olarak bu isimlere mazhar olanlar bu alanlarda terakki eder. Tüm maharetler bilsin veya bilmesin Allah'tan gelir. İş konusunda biz insanların öncelikle maharetine bakarız. Bir de salahatı da olursa tam olur. Örneğin bir tabibin Hakîm ve Şâfî-i ismine mazhariyeti onu mesleğinde ilerletiyor.

"Herbir kemalin, herbir ilmin, herbir terakkiyatın, herbir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki; o hakikat, bir ism-i İlahîye dayanıyor." (Sözler – 262)

Kâinat bizimle konuşuyor. Her bir nev, her bir mahluk bizlere bir şeyler anlatmakta. Her bir eşya da Cenâb-ı Hakk'ın isimlerinin derece derece tecellisi vardır. Okumasını öğrenir ve bilirsek her bir eşya bize bir şeyler anlatır. Aşağıdaki parağraf buna bir misaldir.

"Semayı dinle. Nasıl "Yâ Celil-i Zülcemal" diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl "Yâ Cemil-i Zülcelal" diyor. Ve hayvanlara dikkat et. Nasıl "Yâ Rahman, yâ Rezzak" diyorlar. Bahardan sor. Bak nasıl "Yâ Hannan, yâ Rahman, yâ Rahîm, yâ Kerim, yâ Latîf, yâ Atûf, yâ Musavvir, yâ Münevvir, yâ Muhsin, yâ Müzeyyin" gibi çok esmayı işiteceksin. Ve insan olan bir insandan sor. Bak nasıl bütün esma-i hüsnayı okuyor ve cebhesinde yazılı. Sen de dikkat etsen okuyabilirsin. Güya kâinat, azîm bir musika-i zikriyedir. En küçük nağme, en gür nağamata karışmakla, haşmetli bir letafet veriyor. Ve hâkeza kıyas et. Fakat çendan insan bütün esmaya mazhardır, fakat kâinatın tenevvüünü ve melaikenin ihtilaf-ı ibadatını intac eden tenevvü-ü esma,insanların dahi bir derece tenevvüüne sebeb olmuştur. Enbiyanın ayrı ayrı şeriatları, evliyanın başka başka tarîkatları, asfiyanın çeşit çeşit meşrebleri şu sırdan neş'et etmiştir. Meselâ: İsa Aleyhisselâm, sair esma ile beraber Kadîr ismi onda daha galibdir. Ehl-i aşkta Vedud ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade hâkimdir." (Sözler – 334)

"Bütün esma-i hüsnanın ifade ettiği manalar ile bütün sıfât-ı kemaliyeye Lafza-i Celal olan "Allah" bil'iltizam delalet eder. Sair ism-i haslar yalnız müsemmalarına delalet eder. Sıfatlara delaletleri yoktur. Çünki sıfatlar, müsemmalarına cüz olmadığı gibi aralarında lüzum-u beyyin de yoktur. Bu itibarla ne tazammunen ve ne iltizamen sıfatlara delaletleri yoktur. Amma Lafza-i Celal bil-mutabakat Zât-ı Akdes'e delalet eder. Zât-ı Akdes ile sıfât-ı kemaliye arasında lüzum-u beyyin olduğundan

sıfatlara da bil-iltizam delalet eder. Ve keza uluhiyet unvanı sıfât-ı kemaliyeyi istilzam etmesi, ism-i has olan "Allah"ın da o sıfâtı istilzam ettiğini istilzam ediyor. Ve keza "Allah" kelimesi de nefiyden sonra sıfatlar ile beraber düşünülür. Binaenaleyh "Lâ ilahe illallah" kelâmı, esma-i hüsnanın adedince kelâmları tazammun ediyor. Bu itibarla, şu kelime-i tevhid kelâmı, delalet ettiği sıfatlar itibariyle bir kelâm iken bin kelâm oluyor. "Lâ Hâlıka illallah", "Lâ Fâtıra, Lâ Râzıka, Lâ Kayyume illallah" gibi... Binaenaleyh terakki etmiş olan zâkir bir zât, bu kelâmı söylerken içindeki binlerce kelâmları söylemiş oluyor." (Mesnevi-i Nuriye – 236)

Yukarda da belirtildiği gibi Allah lafzı ve Lâ İlahe İllallah tevhid kelamı tüm isimleri içine almaktadır. Bu yüzdendir ki bütün evliya Allah lafzını ve tevhid kelimesini çok zikreder. Arifler ve asfiyalar da bu kelamın hem manasını hem de lafzını çokça zikrederler.

"Amma اِسْم kelimesi ise: Biliniz ki, Zât-ı Vâcibü'l-Vücud'un binbir esmasından bir kısmına "Esma-i Zâtiye" denilir ki, her cihetle Zât-ı Akdes'i gösterir. Onun adı ve onun unvanıdır. "Allah, Ehad, Samed, Vâcibü'l-Vücud" gibi çok esma var. Bir kısmına da "Esma-i Fiiliye" tabir edilir ki, çok nevileri var. Meselâ: "Gaffar, Rezzak, Muhyî, Mümit, Mün'im, Muhsin." (Emirdağ-2 – 97)

Cenâb-ı Hakk'ın zâtı isimleri ve fiili isimleri olduğu gibi sübuti sıfâtları da vardır. Yedi sıfât-ı sübutiye olan Hayat, İlim, Kudret, İrade, Sem', Basar ve Kelâm sıfatlarının celalli ve cemalli tecellileriyle kendini tanıttırır, bildirir.

"Sübhanallah ve Elhamdülillah cümleleri, Cenab-ı Hakk'ı Celal ve Cemal sıfatlarıyla zımnen tavsif ediyorlar. "Celal" sıfatını tazammun eden "Sübhanallah", abdin ve mahlukun Allah'tan baîd olduklarına nâzırdır.Cemal sıfatını içine alan "Elhamdülillah", Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle abde ve mahlukata karib olduğuna işarettir." (Mesnevi-i Nuriye – 124)

Cenâb-ı Hakk'ın esması celali ve cemali diye sınıflandırıldığı gibi bunlara bir de kemali isimleri eklenir. Namaz tesbihatında Celaline karşı Sübhânallah, Cemaline karşı Elhamdülillâh ve Kemaline karşı Allahü Ekber deriz.

"Cenab-ı Hakk'ın "A'lem, Ekber, Erham, Ahsen" gibi esma ve sıfât ve ef'alinde kullanılan ism-i tafdil tevhide naks değildir. Çünki maksad, bizzât ve hakikî bir mevsufu gayr-ı hakikî veya aklî bir imkânla veya vehmî bir mevsufa tafdil etmektir." (Mesnevi-i Nuriye – 235)

Cenâb-ı Hakkı isimleriyle tavsif ederken tafdil de kullanılır. Ahsenü'l-Hâlıkîn, Erhamürrâhimîn, Allahü Ekber gibi eşyadaki tecellileri anlatmak için kullanılır. Hâlık ismi, taşta, bitkide, hayvanda ve insanda tecelli eder. Taştaki tecelli ile insandaki tecellisi farklıdır. İnsanda Hâlık isminin tecellisi daha barizdir ve tam bir ayinelik yapar ama taş Hâlık ismine tam ayine olamaz. Aşağıdaki parağrafta da ifade edildiği gibi eşyanın tenevvü esmanın tecellisinin tenevvünü iktiza eder. Aşk sıfatı fazla olan insanların Cenâb-ı Hakk'ın Vedud ismine mazhariyeti de fazladır. Hayvani ve insani validelerde şefkat sıfatı öne çıkar. Bu durum Rahîm isminin tecellisine mazhariyeti artırır. Her insanda tecelli eden esma dereceleri farklıdır. Bu da her insanın farklılığına neden olur. En fazla mazhar olduğu isim o insan için ismi azamdır. Her insan için ismi azamın farklı olması bu sırdan kaynaklanır.

"Fakat çendan insan bütün esmaya mazhardır fakat kâinatın tenevvüünü ve melâikenin ihtilaf-ı ibadatını intac eden tenevvü‑ü esma, insanların dahi bir derece tenevvüüne sebep olmuştur. Enbiyanın ayrı ayrı şeriatları, evliyanın başka başka tarîkatları, asfiyanın çeşit çeşit meşrepleri şu sırdan neş'et etmiştir. Mesela İsa aleyhisselâm, sair esma ile beraber Kadîr ismi onda daha galiptir. Ehl-i aşkta Vedud ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade hâkimdir." (Sözler/359)

Bediüzzaman da ve Risale-i Nur Kulliyatın da Nur isminin tecellisine mazhariyet ön plandadır. Kendisi ve talebeleri bunu külliyatın çeşitli yerlerinde dile getirmişlerdir.

"Üstadım -kendisi- Nur ism-i celiline mazhardır. Bu ism-i şerif, kendileri hakkında bir ism-i a'zamdır." (Barla – 147)

"Resailin mecmuuna Risale-i Nur tesmiyesi, Nur ismi onun hakkında ism-i a'zam olduğunu teyid etmektedir." (Barla – 147)

“Eserlerin Nur ism-i azîminin tecellisi olduğuna, ihtiyaca ve hal-i âleme göre yazdırıldığına bence asla şübhe kalmamıştır.” (Barla - 29 Hulusi)

"Mektubunda ism-i a'zamı sual ediyorsun. İsm-i a'zam gizlidir. Ömürde ecel, ramazanda leyle-i kadir gibi, esmada ism-i a'zamın istitarı mühim hikmeti var. Kendi nokta-i nazarımda hakikî ism-i a'zam gizlidir, havassa bildirilir. Fakat her ismin de a'zamî bir mertebesi var ki, o mertebe ism-i a'zam hükmüne geçiyor." (Barla – 331)

فَرْدٌ ٭ حَىٌّ ٭ قَيُّومٌ ٭ حَكَمٌ ٭ عَدْلٌ ٭ قُدُّوسٌ

Hz. Ali(ra) göre bu altı isim ismi azamdır. Cenâb-ı Hak bu güzel isimlerin hürmetine dualarımızı kabul etsin.

Latin harflerine göre basılan Risale-i Nur Külliyatında geçen esma ve terkiblerini tesbit edebildiğim kadar çıkarmaya çalıştım. 29.lema ve 4.Şuanın sonunda geçen arabi kısımlarda bunlara dahil edildi. Hem sıfat hem isim gibi kullanılan isim terkibler de dahil edildi. İsim olarak geçmeyen fakat Cenâb-ı Hakkı tavsif eden bazı güzel tavsiflerde çalışmaya dahil edildi (padişah, kumandan vs gibi). Hem........

© Risale Haber