İbadetlerin İlleti ve Hikmeti
İbadet, abd kökünden gelir. Abd, kul-köle gibi anlamlar taşır. Kölenin, efendisinin talimatlarıyla hareket etmesi misali, “ben Allah’ın kuluyum” diyen biri de Onun talimatlarına göre hareket ettiğini ve edeceğini bildirmiş olur.
İbadet, “Allah’ın emirlerini yapmak ve yasaklarından kaçınmaktır.” İbadetin iki farklı görünümü vardır: Takva ve salih amel. Takva, Allah’ın yasak kıldıklarından sakınmak, salih amel ise Onun emirleri dairesinde hareket etmek ve hayrat kazanmaktır.[1]
Fıkhın ibadetlerle ilgili kısmı hemen herkesi ilgilendirdiğinden İlmihal kitaplarında çeşitli yönleriyle ele alınmıştır.
Dinin hükümlerinin bir hikmet yönü, bir de illet yönü vardır. Hükümler hikmetlere değil, illetlere tabidir. İllet, hükmün kendisine dayandığı açık, objektif ve hükme münasip vasıftır. Hikmet ise, ilgili hükmün faydasıdır. Mesela namaz, insana bedenen de bazı faydalar sağlar; oruç, perhiz görevi görür. Ama namazı ibadet kasdı olmaksızın bedene fayda versin diye kılmak ve orucu perhiz niyetiyle tutmak, bunları ibadet olmaktan çıkarır.
Bediüzzaman bu konuya şöyle temas eder:
“Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise; tercihe sebeptir, îcaba icada medar değildir. İllet ise, vücuduna medardır. Meselâ: Seferde namaz kasredilir, iki rek'at kılınır. Şu ruhsat-ı şer'iyenin illeti seferdir, hikmeti ise meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünkü illet var. Fakat sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz. İşte şu hakikatin aksine olarak, şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti........© Risale Haber
