Kürt Sorununun Kısa Tarihçesi
Günümüz Türkiye’sinde “Doğu” ve “Güneydoğu” sözcükleri coğrafi bir bölgeyi hatıra getirmekle birlikte bilenler ve 100 yılık Cumhuriyet tarihi ile ilgilenenler için etnik bir anlam da ifade eder. Hatta “Doğu” ya da “Güneydoğu” denildiği zaman birçoğumuzun zihnine, tarihsel arka planı inişler ve çıkışlarla dolu olan birçok siyasi kavramlar hücum etmektedir. Siyasal açıdan hüzün ve öfkeyle karışık olan bu kavramların başında “Kürt” kavramı gelmektedir. Aslında tarih boyunca bu Anadolu topraklarında yaşayan insanların hep hüzünlü öyküleri olmuştur. Çünkü bu toprakların fethedilmesi kolay olmadığı gibi, fethedilen toprakları koruyarak buralarda yaşamak da kolay olmamıştır. Fakat üzüntüyle belirtmek gerekir ki, özellikle son 40 yılda yaşanan acı olaylar, hem doğuda hem batıda, arkasında hazin öyküler bırakarak değerlerimizi çok aşındırdı.
Türkiye, “Kültür Devrimi” yaşayan talihsiz ülkelerden biridir. 1928 yılında Kur’an harflerinin yerine Latin harfleri getirildiği için Kur’an, sarık, cübbe ve tesettür yasaklanmış, böylece tarihinden, dilinden ve dininden habersiz talihsiz bir nesil ortaya çıkmıştır. Kültür devrimi yaşayan toplulukların en büyük zaaflarından birisi, belki de en önemlisi, yaşanan sosyal ve siyasal olaylara doğru teşhis koyamamalarıdır. “Kürt sorunu” veya “Güneydoğu sorunu” ve bu sorunlarla ilgili kavramlar da bu türdendir. Kimisine göre Kürt sorunu diye bir sorun yoktur; bu görüşü dillendirenler dün de vardı, bugün de vardır. Bazılarına göre yaşanan olaylara “Güneydoğu sorunları” demek daha uygundur. Kimisine göre ise “Kürt” diye bazı insanların varlığından söz etmek bile vatan hainliğidir.
Hiç şüphesiz yaşanan acı olaylara ve “sorun” diyebileceğimiz hüzünlü öykülere ne denilirse denilsin, bu topraklarda kendisini “Türk” bilmeyen insanların var olduğu bir gerçektir. Eğer bu insanların büyük bir kesimini oluşturanlara “Kürt” denilecekse bunların tarihleri çok eskidir. Anadolu’yu fetheden Türkler bu topraklara geldiklerinde ilk olarak samimi bir şekilde kendilerine destek olan Kürtleri buldular. Yani tarihte Kürtlerle Türkler hep omuz omuza, büyük bir dayanışma içerisinde yaşamışlardır. Ufak tefek sürtüşmeler bir tarafa bırakılacak olursa, tarihte bu iki kavim arasında yapılmış bir savaştan söz etmek mümkün değildir.
Ancak Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte milliyetçilik ve laiklik devletin iki ana temeli olarak kabul edilmiş ve ülkede A’dan Z’ye her şey bu iki ilkeye göre anlamlandırıldığı için halk arasında Türk milliyetçiliği dalga dalga yayılmıştır. Bu iki ilkenin sözde amacı dil, din, sınıf ve meslek ayırımı gözetilmeksizin Anadolu toprakları üzerinde yaşayan herkesin eşit haklara sahip olduğu görüntüsünü vermekti. “Görüntü” diyorum, gerçekten de durum bir görüntüden ibaret kalmaya mahkûmdu. Çünkü bu değerleri elde etmek için gerekli olan altyapıyı oluşturacak ne bir kadro yetiştirildi, ne de mevcut kadrolara bu alanda hizmet etme imkânı........
