Zor zamanların 'Cesur Hâkimi' Vehbi Sabuncuoğlu'nun vefatı üzerine
1960 yılının o sıcak Mayıs gününde, Çorum’un küçük ilçesi Kargı’da bir umut filizleniyordu. İhtilalin gölgesi her yerde hissedilirken, postal sesleri her yeri inletirken Risale-i Nur'a berat verilmek üzereydi.
Yıllardır süren mahkemeler, sorgular, suçlamalar… Risale-i Nur talebeleri için her duruşma bir imtihan, her karar bir yara olmuştu. Yedi mahkeme geride kalmış, hepsi beraatla sonuçlanmıştı ama yüreklerdeki sızı dinmemişti. “Ya sekizincisi?” diye iç geçiren gözler, o 29 Mayıs sabahı yine adliye koridorlarında duâ duâ bekliyordu.
Savcı Abdullah Battal… O, Ankara Hukuk Fakültesi yıllarında Risale-i Nur’la tanışmış, Bediüzzaman Hazretleri’nin huzurunda gözyaşlarıyla duâ almış, avukatlığı bırakıp köy köy, kasaba kasaba hizmet etmek istemiş bir adamdı. Ama Üstad’ın “Emekli oluncaya kadar mesleğine devam et” sözüyle savcılık koltuğunda kalmıştı. Kalbi Nurlarla dolu, vicdanı sızlayan bir savcı. Karşısında ise hâkim Vehbi Sabuncuoğlu… O da Çorumlu, o da Nur talebesi. İkisi de aynı acıyı, aynı ümidi taşıyordu yüreklerinde.
Takipsizlik kararı için iki hâkim imzası lazımdı. Vehbi Hâkim iknâ edildi. Kalemler kağıda dokundu. İmza atıldı. O an, küçük bir ilçede, tarihe geçecek bir ilk gerçekleşti: Risale-i Nurlar hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Beraat değil, takipsizlik… Yani “Bu, dâvâ bile açılmaya değmez” denilmişti. Yüreklere serin bir su serpilmişti sanki.
Abdullah Battal’ın elleri titriyordu telefonu çevirirken. Karşıda Nur davasının yılmaz avukatı Bekir Berk. “Müjde!” dedi savcı, sesi kırık ama sevinçli. “Kargı’dan........© Risale Haber
