İstihdam Olmayı İsterim Üstâd’ım!
Bazı insanlar vardır; konuşuldukça büyürler. Bazıları ise sustukça… Hatta öyleleri vardır ki, kendilerini bilmedikçe yücelirler. İşte Tahirî Mutlu Ağabey, bu ikinci sınıfın en nadide misallerindendir.
Bugünün dünyasında insan, kendini göstermek için yarışıyor.
“Her adam için, heyet-i içtimaiyede görmek ve görünmek için mertebe denilen bir penceresi vardır.
O pencere kamet-i kıymetinden yüksek ise, tekebbür ile tetavül edecek; eğer kamet-i kıymetinden aşağı ise, tevazu' ile tekavvüs edecek ve eğilecek.. tâ o seviyede görsün ve görünsün.
İnsanda büyüklüğün mikyası; küçüklüktür, yani tevazu'dur.
Küçüklüğün mizanı; büyüklüktür, yani tekebbürdür.”[1]
Herkes bilinmek, tanınmak, takdir edilmek istiyor. Fakat Tahirî Ağabey’in hayatına baktığımızda, bunun tam zıddı bir hakikatle karşılaşıyoruz: O, bilinmek değil, istihdam olmayı istemiştir hizmet-i nuriyede. Makam değil, vazife talep etmiştir Rabbinden niyazlarında.
Üstâd’ı Said Nursî ona bir gün sorduğunda mesele bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar:
“Kendini bilmek mi istersin, yoksa hizmette istihdam olmak mı?”[2]
Bu soru, aslında her birimize sorulmuş bir sualdir. Bizler çoğu zaman “kendimizi bilmek”, yani bir nevi manevî makamlarımızı öğrenmek isteriz. Fakat Tahirî Ağabey’in cevabı, asırlara ders verecek kadar derindir:
“Aman efendim, aman efendim! Ben kendimi bilmek istemiyorum, istihdam olunmamı istiyorum” [2] demişti cevap olarak.
İşte ihlâsın ruhu budur. Çünkü kendini bilen nefis kabarabilir; fakat hizmette yoğurulan bir insan, her an........
